Uluslararası güven ortamı, Ukrayna – Rusya arasında yaşanılan savaşla ve İsrail’in hukuk tanımamazlığıyla birlikte klasik savaş ve barış ikiliğinin ötesine geçerek, belirsizlik, inkar edilebilirlik ve bazı bölgelerde nokta atışı ve düşük yoğunluklu müdahalelerin ön plana çıktığı bir yapıya doğru evirildi. Bu dönüşüm, özellikle beşinci kol faaliyetleri ve hibrit savaş kavramlarının yeniden önem kazanmasına yol açtı. Gelinen noktada da hem konvansiyonel savaş/çatışma hem de uluslararası güvenlik alanlarında yeni kavramlar ve modeller ortaya çıktı. Modern dünyada savaşma ve çatışma alanlarında ise yeni bir terimin ortaya atılması alışılmadık bir durum değil. Teknolojik gelişmeler ve entegre biçimde gelişen yeni silahlar ve/ veya operasyon yöntemleri, insanların olaylara bakışı ve düşünme şekilleri yeni kavramları da beraberinde getirdi. Tam da bu noktada tarihsel perspektiften bakıldığında “hain”, “casus” ve/veya “içerideki hain” gibi birçok kötü anlamı içerisinde barındıran beşinci kol faaliyeti ortaya çıkmıştı. Kavramın bilinen ilk kullanım şekli İspanya iç savaşına kadar dayanmakla birlikte ilk kez “milliyetçi” General Emilio Mola tarafından kullanıldı. Kavram, tarihte düşünsel ve faaliyetler bağlamında imparatorlukların çöküşleri ve büyük güçlerin rekabetlerinin birleşmesiyle ortaya çıktı. Beşinci kol faaliyetleri devlet arayışında olan ve ortak vatandaşlık bağıyla yeterince aidiyet hissine kavuşamamış kendi varlıklarının devamı ve “dava”ları için dışarıdan destek talep eden, devlet içinde kendilerinden olan kişilerin faaliyetleriyle de iktidara ulaşmanın bir yolunu bulan azınlıklar tarafından da sıkça kullanılan bir yöntem olarak değerlendirilebilir.
Beşinci kol faaliyetleri, genel anlamda bir devletin iç istikrarını ve doğrudan askeri güç kullanımına başvurmadan zayıflatmayı hedefleyen örtük ve çoğunlukla da inkar edilebilir stratejik stratejiler bütünü olarak düşünülebilir. Bu faaliyetler, toplumsal güvenin aşındırılması, devlet kurumlarının meşruiyetinin sorgulanması, kamuoyunun yönlendirilmesi ve karar alma mekanizmalarının baskı altına alınması gibi birçok katmanlı hedeflere yönelik gerçekleştirilmekte. Geleneksel anlamda propaganda, dezenformasyon ve psikolojik harekat unsurlarıyla ilişkilendirildiğinde beşinci kol faaliyetleri günümüzde teknolojik gelişmelerin etkisiyle daha karmaşık ve hibrit bir yapıya büründü. Bu dönüşümün önemli bir boyutunu ise savaş ve barış arasındaki belirsiz alanda konumlanan, uluslararası hukukun açık alanlarını zorlayan ve doğrudan askeri karşılık vermenin güçleştiği eylemler olarak bilinen gri alan tehditleri oluşturmaya başladı. Gri alan tehditleri çoğu zaman yoğunluğu düşük, parçalı ve zamana yayılmış müdahaleler yoluyla hedef devletin caydırıcılık kapasitesinin aşındırılması, iç kamuoyunda ise sorgulanmasına zemin hazırladığı bilinen gerçeklik.
Yapay Zeka Destekli İHA’lar ve Gri Alan Stratejileri
Son yıllarda İHA’ların düşük maliyetli, erişilebilir ve modüler yapıları, bu sistemleri yalnızca devletlerin değil, devlet dışı aktörlerin de kullanabildiği stratejik araçlara dönüştürdüğü bilinen gerçeklik. İHA’lar ile yapılan araştırmaların çoğu saldırılar, katliamlar üzerine odaklansa da söz konusu bu saldırılar korkutmak, kışkırtmak için bir yöntem. Dolayısıyla da İHA’lar bir nevi gri bölgede faaliyet gösteriyor; varlıklarını, yeteneklerini ortaya koyuyorlar. Devletlerin, toplumların ve dar ölçekte bireylerin savunmasız olduğunu göstermeyi amaçlıyorlar. Bu bağlamda da özellikle menşei belirsiz veya sahipliği açıkça tespit edilemeyen İHA olayları, modern güvenlik ortamında gri alan faaliyetlerinin tipik bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Ek olarak, yapay zekâ entegrasyonuna sahip İHA’lar; otonom uçuş, hedef tanıma, rota optimizasyonu ve karar destek sistemleri sayesinde geleneksel savunma mekanizmalarını da zorlayabilir kapasiteye sahip. Bu durum, saldırgan aktörlere inkâr edilebilirlik (plausible deniability) avantajı sağlarken, hedef ülkenin diplomatik ve askeri tepki kapasitesini sınırlayan bir belirsizlik ortamı yaratmakta. Bu bağlamda menşei belirsiz İHA vakaları, klasik anlamda bir saldırıdan ziyade, beşinci kol faaliyetlerinin teknolojik uzantısı olarak değerlendirilebilir. Amaç, fiziksel hasardan çok, algısal ve politik etki üretmektir.
Avrupa’da Belçika, Danimarka, Romanya ve Almanya’da dahil olmak üzere birçok ülkenin kritik bölgelerinin üzerindeki kimliği belirsiz İHA’lar Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından “hibrit savaş” olarak tanımlandı.[1] Kökeni bilinmeyen İHA’lar Danimarka, Norveç ve Almanya’daki havaalanlarının kapatılmasına neden oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederisken Kopenhang havaalanının kapanmasının akabinde “Avrupa’ya karşı bir hibrit savaşın başladığını” ilan etti.[2] Avrupa Birliği Havacılık Güvenliği Ajansı (EASA) tarafından 2021 yılında yayınlanan verilere göre, Avrupa havacılığında insansız hava araçlarıyla ilgili olay sayısı 2015 yılında yaklaşık 500 iken, 2019 yılında ise neredeyse 2000’e yükseldi.[3] Bilgi toplamanın güç olması nedeniyle EASA daha güncel verileri ise sağlayamadı.
Hedef Savunma Sanayisi mi?
Türkiye’de son dönemlerde menşei belirsiz İHA/SİHA’ların Çankırı, Aydın gibi bölgelerde ortaya çıkması, düşmesi veya düşürülmesi şeklinde gelişen olaylar; kamuoyunda güvenlik algısının sorgulanmasına/ sorgulatılmasına neden oldu. Bu tür olaylar, kısa vadede fiziksel zararı sınırlı ve/veya olmasa dahi, uzun vadede devletin hava sahası kontrolü ve caydırıcılık kapasitesine ilişkin tartışmaları tetikledi.
Bütün bunlar beşinci kol faaliyetleri bağlamında değerlendirildiğinde, bu olayların temel hedefinin doğrudan yıkım değil, belirsizlik üretmek ve algı yönetimi sağlamakolduğu ileri sürülebilir. Yapay zekâ, bu belirsizliği artıran temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Türkiye’nin kendi hava sahasını korumak üzere Çelik Kubbe gibi bir dizi askeri projenin hayata geçirilmeye çalışılması, savunma sanayisine yönelik yatırım ve teşviklerin artması, savunma sanayisinde KAAN IHA/SIHA gibi unsurların ulusal ve uluslararası kamuoyunda ve devletler nezdinde sıklıkla tartışılması meydana gelen bu olayların beşinci kol faaliyeti olarak görülmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak, kimliği veya menşei açıkça tespit edilemeyen İHA ve SİHA’ların belirli ülkelerin hava sahasında ortaya çıkması, düşmesi veya düşürülmesi gibi olaylar; yeni nesil beşinci kol faaliyetlerinin somut örnekleri olarak değerlendirilebilir. Türkiye özelinde yaşanan bu tür olaylar, yalnızca askeri veya teknik bir mesele değil, aynı zamanda kamuoyu algısı, siyasi karar alma süreçleri ve diplomatik denge açısından çok katmanlı etkiler üretmektedir. Ek olarak bu tür olaylar, doğrudan bir askeri saldırı niteliği taşımaksızın, belirsizlik, caydırıcılık aşındırması ve psikolojik etki yaratmayı hedefleyen beşinci kol faaliyetleriyle örtüşmektedir. İHA’ların düşmesi, düşürülmesi ya da kontrol dışı kalması gibi durumlar; kamuoyunda güvensizlik, devlet kapasitesine dair soru işaretleri ve tehdit algısının yükselmesine yol açabilmektedir. Bu yönüyle söz konusu olaylar, yalnızca teknik bir hava güvenliği meselesi değil, aynı zamanda algı yönetimi ve psikolojik etki boyutu olan hibrit tehditler olarak ele alınmalıdır. Gelinen noktada beşinci kol faaliyetleriyle birlikte Türkiye’nin inşa etmeye başladığı güvenlik ekosistemi, savunma sanayisinde yapılan yatırımlar ve atılımlarında hedef alındığı gerçeği unutulmamalıdır.
[1] EEAS (2025), Delegation of the European Union to Ukraine, https://www.eeas.europa.eu/delegations/ukraine/speech-president-von-der-leyen-european-parliament-plenary-debate-united-response-recent-russian_en?s=232.
[2] Politico (2025). Europe is at hybrid war, Danish prime minister announces https://www.politico.eu/article/europe-hybrid-war-danish-prime-minister-says-russia-drones/.
[3]Juan Plaza (2025). The Promise and Potential Dangers of the Uncrewed Aviation Industry https://www.commercialuavnews.com/the-promise-and-potential-dangers-of-the-uncrewed-aviation-industry.