Yazıyooor – Ahmet I. Aykut

18 Şubat 2026
6 dk okuma süresi

Internet hayatımıza girdiğinden beri habere ulaşmak çok kolaylaştı. Artık gazeteyi almak için bayiye gitmiyoruz; zaten pek bayi de kalmadı. Dünyanın en güzel gazete bayileri olduğunu düşündüğüm Paris’in meşhur yuvarlak kiosklarında bile gazeteden başka her şey bulmak mümkün. Eskiden sabahın erken saatlerinde evden çıkarken, mahalledeki gazete standına uğramak adeta günlük bir ritüeldi. Her günün başlangıcı, taze basılmış gazetenin sayfalarını elinize alarak mahalle haberlerini, ulusal gelişmeleri ve uluslararası gündemi takip etmekle olurdu. Basılı gazetenin kendine has kokusu, satıcının elinden alınan o kısa sohbet, hatta bazen gazete ile birlikte sunulan kahve molası, bunlar o günlerin vazgeçilmez parçalarıydı. Gazeteler ise bilgiyi paylaşmanın en önemli araçlarından biriydi ve toplulukların haberdar olması için merkezi bir rol oynuyordu. Basım teknolojisi, dağıtım ağı ve satın alma noktasının belirginliği, habere ulaşmayı hem bir alışkanlık hem de bir sosyal etkileşim haline getiriyordu. O dönemde gazete satın almak, sadece bilgi edinme aracı değil, aynı zamanda günlük yaşamın renkli bir unsuru olarak hafızalarda yer ediyordu.

Eskiden gazetecilik denince akla gazete binasında çalışan muhabirler, büyük manşetler ve akşam haber bültenleri gelirdi. Bugünse cebimizdeki telefonla herhangi bir haberi herkesten önce öğreniyor, hatta biz bile kendi başımıza gelen ya da tanık olduğumuz bir olayı dünyaya duyurabiliyoruz. Günümüzde, teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte gazete satın alma alışkanlıkları köklü bir dönüşüm geçirdi. Artık birçok kişi haberlerini fiziksel bir gazete yerine dijital platformlar üzerinden takip ediyor. Gazeteler dijital abonelik modelleriyle okuyucularına ulaşmaya çalışıyor. Basılı gazetenin yerini tamamen almasa da, gazetelerin dijital ortamın etkisine kapıldığını görmek mümkün. Ancak basılı gazetelerin tamamen kaybolduğunu söylemek mümkün değil. Özellikle belirli yaş gruplarında ve kırsal alanlarda hâlâ fiziksel gazete alışkanlığı sürdürülebiliyor. Yine de, fiziksel gazete satın almanın anlamı farklılaştı; artık sadece haber almak değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı, nostaljik bir deneyim olarak da değer kazanıyor. İnsanlar, zaman zaman o eski günlere özlem duydukça basılı gazetelere yöneliyor ve bu da piyasada belirli bir talep yaratmaya devam ediyor.

Akıllı telefon, tablet ve bilgisayarlar sayesinde haber erişimi her an mümkün hale geldi. Sosyal medyada birkaç tıkla gündemi takip edebiliyoruz. Ama bu erişim kolaylığı gazetecilik işini biraz zorlaştırdı. Çünkü artık herkes “haber yapabiliyor” ve bilgi kirliliği gittikçe artıyor. Kimin doğru söylediğini anlamak da daha güç hale geliyor. Bu sebeple, son yıllarda insanlar medyaya olan güvenlerini yitirmeye başladı. “Yalan haber”, dezenformasyon, algoritmalar derken, birçok kişi artık okuduğu ya da izlediği haberin ne kadar gerçek olduğundan emin olamıyor. Bu da gazeteciliğin en temel görevlerinden biri olan “doğruyu söyleme” sorumluluğunu daha da önemli kılıyor.

Gazetecilik belki de tarihte hiç olmadığı kadar hızlı bir değişim yaşıyor. Bugünün gazetecisi sadece haber yazmakla kalmıyor. Aynı zamanda sosyal medya yönetiyor, video çekiyor, podcast yapıyor, bazen de kendi markasını yaratıyor. Birçok gazeteci artık bir kuruma bağlı olmadan bağımsız çalışıyor. Bu da hem özgürlük getiriyor hem de güvencesizlik… Ayrıca yeni beceriler gerekiyor: veri gazeteciliği, dijital güvenlik, yapay zekâ ile haber üretimi gibi. Bu değişim zorlayıcı olduğu kadar heyecan da verici. Teknoloji haberin doğasını değiştirirken, bizlerin de haber okuma alışkanlıkları, güven algımız ve bilgiye yaklaşımımız değişiyor. Ama şu çok açık: Doğru ve tarafsız habere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Gazete ve gazetecilik böyle iken gazete satıcılarını da unutmayalım. Bir zamanlar sabahları şehir onlarla uyanırdı. Sabah henüz griyken, güneş, şehrin üzerine tereddütle eğilirken, kaldırım taşlarında bir çocuk çığlığı gibi, cılız ama kararlı yankılanan bir ses yükselirdi: “Yazıyooor”veya bazen “Gazeeteeee…” Bunu adeta bir köyde horoz ötüşü gibi düşünün, şehrin uyanışını başlatan ilk işaretti. Elinde gazete tomarı, omzunda muhtemelen eskimiş bir çanta, başında mevsimden nasibini almış bir şapka ile bu adamlar, sadece gazete satmazlardı. Onlar sokağın haberini, ülkenin nabzını, insanın gündemini dağıtırlardı. Onlar şehrin belleğiydi.

Tam da burada size geçmişten değil, günümüz Paris’inden, St.Germain des Prés dolaylarına yolu düşenlerin rastlayabileceği bir adamdan, Ali Akbar’dan bahsedeceğim. Koltuğunun altındaki Le Monde gazetelerini “Ça y est” (işte bu) diye bağırarak satmaya çalışan Ali, Pakistan asıllı, kırk yıldır bu işi yapıyor. Yetmişli yaşlarında olmasına rağmen her gün açık havada sevdiği ve bildiği işi yaparak uzun uzun yürüdüğünden olsa gerek son derece dinç, konuşkan ve güler yüzlü. Tatillerinde sık sık Türkiye’ye geldiğinden azımsanmayacak bir Türkçe kelime haznesine de sahip. Hatta Side ve Fethiye’yi benden daha iyi biliyor.

Fransa, belki bu son gazete dağıtıcısına büyük bir vefa göstermiş ve mesleğe saygısını adeta haykıran bu modern Don Kişot’u ülkenin en yüksek onursal ödülü olan Légion d’Honneur’le ödüllendirmiş. Bir alışkanlığın daha sessiz sedasız veda etmesine izin vermemiş. Bu kararı veren zihniyetin önünde saygı ile eğiliyorum. Yolunuz St.Germain des Prés taraflarına düşerse sadece Les Deux Magots’da oturup kalmayın, ara sokaklarında dolaşıp Ali’nin sesine bir kulak verin. Son gazete dağıtıcısı ile karşılaşabilir, hatta ülkemizin politik iklimi ile alakalı bir sohbet fırsatı yaratabilirsiniz.

Bugün bir gazete almak, sadece bir haber kaynağı edinmek değil; geçmişle kurulan duygusal bir bağ. Ben hâlâ Pazar sabahları gazete alanlardanım. Kağıda dokunmanın, sabah kokusunu içine çekmenin yeri bir başka. Bununla birlikte, her şeyin bu denli hızlı ilerlediği bir dünyada gazetecilerin dilediği gibi fikirlerini yazamamasına üzülmemek de elde değil. Daha özgür, daha ileri sabahlara uyanabilmemiz dileğiyle…

Ahmet I. Aykut

Ahmet Işık Aykut 15 Ağustos 1969 yılında Istanbul’ da doğdu. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Okul yıllarında part time olarak başladığı turizmi hiç bırakmadı. Japonya’ da yaşadı. Japon kültürü, seyahat ve şarap hep hobileri oldu. Normandia Şarap Kulübü ve Şarap Dostları Derneği’nden şarap şovalyesi ünvanlarına sahiptir. Galatasaray Spor Kulübü, Istanbul Rotary Kulübü, Klasik Otomobil Kulübü, Chaîne des Rôtisseurs ve Fransa Yabancı Gazeteciler Derneği üyesidir. Halen gastronomi seyahatleri düzenlemekte, Londra, Paris, Tokyo ve Istanbul arasında işlerine devam edegelmektedir. Aynı zamanda bazı sürekli dergi ve bloglara yazılar yazan Aykut’ un, Fransa ve Japon Gastronomileri ile alakalı 2 ayrı kitabı bulunmaktadır. Evlidir, iki kız çocuğu sahibidir.

Bu yazıya atıf için: Ahmet I. Aykut, "Yazıyooor – Ahmet I. Aykut" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 18 Şubat 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/02/yaziyooor-ahmet-i-aykut/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.