Özet
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının 28 Şubat’ta başlayan ikinci dalgasının doğurduğu ve doğurabileceği sonuçlar bölge ülkelerinin dikkatli hareket etmelerini zorunlu kılıyor. Savaşın coğrafyasının kısa sürede genişlemesinin ardından 4, 9 ve 13 Mart’ta İran’dan Türkiye’ye yönelen füzeler ve 5 Mart’ta Azerbaycan’a 4 insansız hava aracı (İHA) ile yapılan saldırı bu iki ülke için güvenlik riskinin boyutlarını bir kez daha ortaya koydu. Azerbaycan Nahçıvan’a yönelen saldırıya sert tepki göstererek, kısmi savaşa hazırlık durumu ilan etti. Bu bilgi notu, İran’dan Azerbaycan’a yönelen saldırıdan yola çıkarak, Azerbaycan-İran ilişkilerinin niteliği ile son yıllarda artan gerginliğin arka planını ele almaktadır.
Giriş
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının 28 Şubat’ta başlayan ikinci dalgasının doğurduğu ve doğurabileceği sonuçlar tüm bölge ülkeleri ile çok sayıda bölge dışı ülkenin süreci yakından takip etmesini zorunlu kılıyor. İran’daki yönetim biçimini “dönüştürme” beklentisinin ötesinde amaçlar taşıdığı ve küresel mücadelenin bir parçası olduğu anlaşılan savaşın uzaması çatışmaların farklı ülkelere yayılması riskini artırmaktadır. Doğal kaynakların kontrolünden, bölge ülkelerinin sınırlarının değişmesine kadar çok farklı hedefleri olduğu iddia edilen savaş, yayılma potansiyeliyle bölge ülkelerinin istikrarını, egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini tehdit etmekte, bu da ilgili devletlerin savaşın gelişimine karşı hassas ve dikkatli davranmaları ihtiyacını doğurmaktadır.
Özellikle 1991’de bağımsızlığa kavuşmasının hemen ardından çeşitli girişimlerle egemenliği hedef alınan, toprakları uzun süre işgal altında kalan ve çevresindeki istikrarsızlıklardan azami derecede etkilenen Azerbaycan’da kamuoyu ve karar alıcıların bu süreci yakından ve büyük hassasiyetle izlemekte olmaları doğaldır. Buradan hareketle, bu çalışmada çatışmaların başlamasından birkaç gün sonra, 5 Mart 2026’da, İran’dan Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesine 4 İHA (insansız hava aracı) ile yapılan saldırıdan yola çıkılarak, iki ülke arasındaki ilişkilerin başlıca özellikleri ve son gerginliğin temelleri incelenecek, ayrıca ilişkilerin geleceğine ilişkin senaryolar ele alınacaktır.
İHA Saldırısı ve Azerbaycan’ın Tepkisi
ABD/İsrail ile İran arasında çatışmalar başladığında Azerbaycan’ın topraklarının İran aleyhinde kullanılmasına izin vermeyeceğini açıklamış olmasına rağmen, tersi yöndeki iddialar İran, İsrail ve başka bazı ülkelerin medya kuruluşlarında dile getirilmiştir. Bu iddialar her defasında Azerbaycan tarafından yalanlanmasına rağmen, özellikle İran’dan bazı üst düzey yetkililer, somut delil de sunmadan, İran medyasına yansıyacak şekilde İsrail’in Azerbaycan üzerinden İran’a saldırı planı yaptığı iddialarını dile getirmektedirler.
Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı sırasında neredeyse tüm güney ve güneybatı coğrafyasından ve hatta kendi içerisinden saldırıya uğrayan İran, saldırıların ilk günlerinde değilse de takip eden dönemde yine Azerbaycan’a suçlamalar yöneltmişti. Bu kapsamda bazı yetkililer ve İran medya kuruluşları İsrail uçaklarının Azerbaycan hava sahasını kullandığını iddia ederek, Azerbaycan’a karşı misilleme çağrısında bulunmuşlardı. Azerbaycan’ın bu iddiaları kesin bir dille yalanlamasının yanı sıra, savaşın ardından başta İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan olmak üzere bazı üst düzey İran yetkilileri Azerbaycan’la ilgili iddiaların asılsız olduğunu, bu iddiaların iki ülke arasında sorun çıkarmak isteyen kişiler tarafından ortaya atıldığını açıklamışlardı.
Bu arka palanda 28 Şubat 2026’da yeniden başlayan ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla ilgili Azerbaycan’ın tutumu genel olarak tarafları itidale davet eden bir yaklaşım olmuştur. Daha savaşın ilk gününde Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada tüm tarafları çatışmaları durdurmaya, sorunu barışçıl yollarla ve devletlerin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ile egemenliğine saygı çerçevesinde çözmeye davet etti. 1 Mart’ta ise Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’yı arayarak İran’ın Dini Lideri Ayetullah Seyid Ali Hameney’in vefatı dolayısıyla başsağlığı diledi .
Azerbaycan ayrıca hem İran’dan ayrılmak isteyen yabancı ülke vatandaşlarına, hem de bölgedeki diğer ülkelerde kalan İran vatandaşlarının İran’a dönmelerine yardımcı oldu. 1 Mart tarihinde topraklarının İran’a karşı saldırılarda kullanılmayacağı konusunda güvencesini yineleyen Azerbaycan ile Türkiye Dışişleri Bakanları arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde de bu husus tekrarlanarak, çatışma coğrafyasının genişlenmesinden duyulan endişe dile getirildi.
2 Mart’ta basın toplantısı düzenleyen İran’ın Bakü Büyükelçisi Mücteba Demirci, desteğinden dolayı Azerbaycan’a teşekkür ederken, 4 Mart’ta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Bakü’deki İran Büyükelçiliği’ni ziyaret ederek Hamaney’in vefatından dolayı başsağlığı dileğinde bulundu.
Tüm bunların üzerine 5 Mart’ta İran’dan Azerbaycan’a yönelik gerçekleştirilen İHA saldırısının ardından yapılan Azerbaycan Savunma Bakanlığı açıklamasına göre, saldırıda 4 İHA kullanılmış, bunlardan birisi Azerbaycan güçleri tarafından düşürülmüş, diğerleri ise sivil hedeflere (Nahçıvan Havalimanı ve Nahçıvan’da bir okula) isabet etmiştir. Saldırıda 4 kişi yaralanmıştır.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı saldırıya sert tepki göstermiş, Cumhurbaşkanı Aliyev Milli Güvenlik Kurulu’nu acil olarak toplamıştır. Cumhurbaşkanı Aliyev burada yaptığı konuşmada İran’ın Azerbaycan’a yönelik saldırgan tutumunu geçmişten örnekler üzerinden anlatarak, ağır bir dille eleştirmiştir. Ayrıca, İran’dan gelen bu saldırıya rağmen Azerbaycan’ın İran’a karşı yürütülen operasyonlarda yer almama kararını tekrar vurgulamıştır.
Saldırıyı takiben Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Azerbaycan’ın İran’ın saldırılarına karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu ve Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından verilen Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin “1 numaralı hazırlık pozisyonuna getirilmesi” talimatını uygulamaya aldıklarını açıklamıştır. Ayrıca İran’la sınır bölgesinde uçuş yasağı getirilmiş, iki ülke arasındaki kara taşımacılığı da durdurulmuştur. Bilindiği üzere İran ile Rusya arasındaki en kısa kara ve hava bağlantısı Azerbaycan üzerinden sağlanabilmektedir. Ayrıca deniz bağlantısı Azerbaycan ile Türkmenistan karasuları arasındaki bölge üzerinden gerçekleştirilmektedir. Azerbaycan üzerinden demiryolu bağlantısının geliştirilmesi için yürütülen proje de tamamlanmak üzeredir.
Bu gelişmeler üzerine, aynı gün (5 Mart) ilerleyen saatlerde Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’u arayarak geçmiş olsun dileklerini ileten ve konuyu araştırma sözü veren İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın dışındaki İran yetkilileri ilk gün sessiz kalmayı tercih etmişler, Azerbaycan’ın yanı sıra İran’da Tebriz ve diğer kentlerde yükselen tepkiler üzerine, konudan habersiz oldukları ya da İran’dan Azerbaycan’a bir saldırının gerçekleşmediği yönünde açıklamalar yapmışlardır.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in devam eden sert açıklamaları, Azerbaycan medyasında İran aleyhinde çıkan sert yayınlar ile Türkiye ve diğer çok sayıda devletten gelen Azerbaycan’la dayanışma açıklamaları sonrasında ise İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan 8 Mart’ta Cumhurbaşkanı Aliyev’i arayarak, saldırının İran’dan kaynaklanmadığını ifade ederek, konuyu mutlaka araştıracaklarını vurgulamıştır. Bunun üzerine ikili ilişkilerdeki gerginlik dinmiş, Cumhurbaşkanı Aliyev İran’ın yeni dini lideri seçilen Mücteba Hamaney’i kutlamış ve Azerbaycan’la İran arasındaki karayolu taşımacılığı yeniden açılmıştır.
Azerbaycan-İran İlişkilerinin Niteliği
Azerbaycan’ın İran’dan yapılan İHA saldırısına yönelik tepkisini Azerbaycan-İran ilişkilerinin genel özelliklerini bir tarafa bırakarak sadece son saldırı çerçevesinde değerlendirmek doğru olmaz. Azerbaycan-İran ilişkilerinin tarihsel olarak sorunlu bir niteliğe sahip olduğu bilinen bir gerçekliktir. Nitekim, daha 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulduğunda İran, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanımama konusunda ısrarlı davranmış ve devletin isminin değiştirilmesini talep etmişti. İran’ın bu yaklaşımı 1991’de Azerbaycan yeniden bağımsızlığını ilan ettiğinde de sürmüştür.
1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettiğinde İran’ın Azerbaycan politikasının temel dinamikleri şu şekilde sıralanabilir:
- Bölge ülkelerinin bağımsızlığa kavuşmalarının ardından etki alanına sahip olmak ve rejim ihraç etmeye çalışmak;
- Yeni pazarlara sahip olmak;
- Büyük güçlerin kendisine yönelik projelerini engellemek;
- Bağımsız Azerbaycan’ın güçlenmesi durumunda, bunun kendi sınırları içerisindeki Azerbaycan Türkleri üzerinde yapabileceği etkiyi sınırlamak;
- Bölgedeki doğal kaynakların yabancı şirketler tarafından işletilmesini ve bu kaynakların uluslararası piyasalara çıkarılmasını engellemek (hem Batılı güçlerin bölgeye bu nedenlerle/gerekçelerle yerleşmelerini önlemek, hem de uluslararası piyasalarda kendisine alternatif oluşturmalarını engellemek);
- Rusya ile en kısa kara, hava ve deniz yolu bağlantısını güvence altında almak.
İran’ın Azerbaycan politikası bu çerçevede şekillenmiş, 2000’li yıllarda İran’ın nükleer programından kaynaklanan sorun şiddetlendikçe ve İran, ABD ve İsrail tarafından askeri ve siyasal olarak hedef alındıkça, yukarıda da ifade edilen nedenlerden dolayı Azerbaycan, İran açısından “milli güvenlik riski” taşıyan coğrafya niteliğinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu dönemde, özellikle Azerbaycan basınında İranlı yetkililerin çeşitli konuşmalarında Azerbaycan’dan bahsederken “Bakü yönetimi”, “Bakü devleti” ve benzeri ifadeleri kullanmaları sıklıkla eleştiri konusu olmuş, İran’ın üst düzey Azerbaycan yetkilileri ve Azerbaycan aydınlarına yönelik terör saldırılarının arkasında olduğu iddiası mahkeme tutanaklarına yansımıştır.
Öte yandan, İran’ın Azerbaycan’a rejim ihraç etmeye çalışarak anayasal düzeni ve iç istikrarı tehdit ettiği, Azerbaycan’da iç karışıkları teşvik ettiği, yönetim değişikliği sağlamak üzere kendi topraklarında “askeri eğitim kampı” kurduğu iddiaları Azerbaycan’da yoğun şekilde gündeme gelmiştir. İlaveten, İran’ın Azerbaycan’a gözdağı vermek için zaman zaman sınır ihlalleri ve sınır bölgelerinde askeri manevralar yaptığı, saldırmakla tehdit ettiği ve Azerbaycan topraklarını işgal altında tutan Ermenistan’la yakın ilişki içerisinde olduğu görülmüştür.
Tüm bunlara rağmen Azerbaycan bağımsızlığını güçlendirdikten ve topraklarını Ermenistan işgalinden kurtardıktan sonra İran ile yeni bir döneme geçmeyi arzulamıştır. Buna karşılık, İran’ın Azerbaycan’a yönelik politikalarında önemli bir değişiklik olmamış, özellikle Nahçıvan ile Azerbaycan arasında Ermenistan üzerinden doğrudan bağlantı sağlamak üzere gündeme getirilen Zangezur koridoru projesine sert bir şekilde karşı çıkmış, zaman zaman Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden barış görüşmelerini sabote etmeye yönelik açıklamalar yapmıştır.
Benzer şekilde, 10 Aralık 2020’de Bakü’de gerçekleştirilen Zafer Töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu “Aras`ı ayırdılar” kelimeleri ile başlayan şiire tepki gösteren İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin “tarihi İran toprakları olduğunu” iddia etmiş, bir gün sonra da İran Türkiye’ye de nota vermiştir. Bununla yetinmeyen İran, ardından Azerbaycan sınırında askeri tatbikatlara başlamış, Tahran’daki Azerbaycan Büyükelçiliği’ne, daha sonra da Azerbaycan Milletvekili Fazil Mustafa’ya yönelik saldırılar gerçekleştirilmiştir.
İran’ın tutumunun anlaşılması bakımından özellikle Tahran’daki Azerbaycan Büyükelçiliği’ne yönelik saldırının gerçekleştirilmesi süreci analiz edilebilir. Bu saldırıda bir İran vatandaşı silahıyla Büyükelçilik binasına girerken İran devleti tarafından görevlendirilmiş koruma herhangi bir müdahalede bulunmamış, saldırgan Büyükelçilik binası giriş katındaki Azerbaycan vatandaşı koruma müdürünü öldürüp, 2 korumayı yaraladıktan sonra bina dışına çıkarılabilmiştir. Ardından saldırgan yaklaşık 40 dakika boyunca dışarıdan kapıya ve binaya ateş ederek, molotof kokteyli atarak ve çekiçle kapıyı kırarak tekrar içeri girmeye çalışmış, bu süre zarfında İran güvenlik kuvvetleri duruma müdahale etmemiştir.
Azerbaycan-İsrail ilişkileri ve Filistin Meselesi
İran’ın Azerbaycan’a karşı kullandığı ve zaman zaman Türkiye kamuoyunda da dile getirilen hususlardan birisi gelişen Azerbaycan-İsrail ilişkileri ve Azerbaycan’ın Filistin meselesi konusundaki tutumudur. İsrail’in Bakü’de 1993’te büyükelçilik açmış olmasına rağmen Azerbaycan, İslam dünyasının hassasiyetini de dikkate alarak 2023’e kadar İsrail’de büyükelçilik açmamıştır. Azerbaycan ayrıca Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı, diğer bölgesel ve uluslararası örgütlerde Filistin konusunda genellikle Türkiye ile aynı pozisyonda bulunmuş, fakat açıklamaların dozunda farklılaşmıştır. İki devletli çözümü benimsediğini sürekli vurgulayan Azerbaycan, 2011’de Bakü’de Filistin Büyükelçiliği açılmasına da izin vermiştir. Büyükelçilik binası dahil tüm gerekli olanaklar Azerbaycan tarafından karşılıksız olarak sağlanmıştır.
Öte yandan Azerbaycan’ın, dünyanın çeşitli ülkelerindeki farklı lobilere karşı bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için Yahudi lobisinin desteğine duyduğu ihtiyaç ve işgal altındaki topraklarını kurtarabilmek için silahlanma ve savunma sanayii alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak için İsrail’den aldığı desteğin önemi, iki ülke ilişkilerinin gelişmesini sağlamıştır. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı yoluyla ihraç edilen Azerbaycan petrolünün önemli müşterilerinden birinin İsrail olması da bu sürecin girdilerinden biri olmuştur. Fakat Azerbaycan’ın İsrail odaklı dış politika izlediği söylenemez. Zira Azerbaycan dış politikasında özellikle Türkiye’nin hassasiyetleri ve Filistin meselesi konusunda dikkatli davranmaktadır. İsrail’le ilişkileri sayesinde İsrail’den Türkiye’ye yönelen olumsuz girişimlerin bir kısmını engellemiş, gerektiğinde de iki ülke arasında arabuluculuk yaparak gerginliğin tırmanmasını önlemiştir.
Sonuç
Yukarıda da ifade edildiği üzere Azerbaycan yönetimi sürekli olarak topraklarının İran’a yönelik operasyonlarda kullanılmasına izin vermeyeceğini vurgulamakta, bu stratejisine bağlılığını korumaktadır. Zaman zaman İran’dan aksi yönde iddialar dile getirilse de, ortaya kanıt koyulamamaktadır. İran’a yönelik son saldırılarda Azerbaycan yine aynı tutumu sergilemiş, İran’la bağlantı kurmak isteyen ülkeler için “güvenli koridor” oluşturmuş, ayrıca İran’a insani yardım göndermiştir. Tüm bunlara rağmen İran tarafından tehdit edilmesi ve 4 İHA ile saldırılması Azerbaycan’da sert tepkiye neden olmuştur.
Ne İran’ın Azerbaycan’a yönelik tutumu sadece son savaştan kaynaklanmıştır ne de Azerbaycan’ın Tahran’a yönelik sert tepkisi sadece uğradığı son saldırıyla ilgilidir. İki ülke arasındaki tarihsel ilişkiler arka planı son gelişmeleri açıklamak için mutlaka göz önüne alınmalıdır. İran, diğer nedenlerin yanı sıra, iç istikrarını ve toprak bütünlüğünü sağlamış Azerbaycan’ın kendi ülkesindeki Türkler üzerindeki etkisinin artmasından rahatsızlık duymakta, özellikle savaşlarla yıprandığı ve önemli kadrolarını kaybettiği için önümüzdeki dönemde etkili politika geliştirme kapasitesinin yetersiz kalacağına inanmaktadır.
Azerbaycan’ın tepkisi de sadece son saldırıya değil, İran’ın yıllardır Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne yönelen politikalarına dairdir. Ayrıca Azerbaycan yönetimi İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra oluşan “zafer kazanmış başarılı devlet” imajını muhafaza etmeye çalışmakta, diğer devletlerden buna karşı çıkabilecek her eylem ve açıklamaya sert tepki göstermektedir.
Tüm bu nedenlerden dolayı Azerbaycan ve İran için stratejik öncelikler ve tehdit algıları değişmediği sürece iki ülke arasında zaman zaman bu tarz gerginliklerin yaşanması ihtimali yüksektir. Elbette, mevcut gerginliği kullanarak, bazı ülkelerin Azerbaycan’ı savaşa çekme amaçları olabilir. Fakat böyle bir savaşın bölgeyi uzun süreli istikrarsızlığa sürükleyeceği açıktır. Bölgede kalıcı barış, ancak tüm devletlerin birbirlerinin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeleriyle mümkün olabilecektir.