Kapımızdaki Tehlike: İranflasyon – Bülent Günsoy

18 Mart 2026
11 dk okuma süresi

Günümüz ekonomilerinde uzman tahminlerinin tutmadığı yönündeki şikayetler giderek artıyor. Örneğin, İran savaşı patladığında herkes savaşlarda güvenli liman olarak bilinen altın fiyatlarının hızla yükseleceğine ve rekor üstüne rekor kıracağına inanıyordu. İlk günün sabahında kuyumculara koşup altın alanlar bile oldu. Ama onları pazartesi günü bir sürpriz bekliyordu, altın fiyatları yükselmedi, tam aksine düştü! İlginç değil mi? Sebebini açıklayalım: Öncelikle altın fiyatları uzun bir süredir soluksuz yükseliyordu, savaşın başlaması bu yükselişin kâr satışlarına dönmesi için bahane oldu. Bu arada finansal piyasalarda satış yapanlar arasında algoritmaları kodlanmış robotlar da vardı. Dünyanın en önemli enerji üreticilerinin başında olan ABD’nin parası bu ortamda güvenli bir limana dönüştü ve dolara olan talep arttı.  Altın talebi dolar talebine kaydı ve dolar endeksi (DXY) yükseldi.

Yükselen petrol fiyatlarının kesin bir sonucu vardır: Enflasyon. Petrol fiyatları küresel çapta enflasyonun fitilini ateşleyebilecek en önemli değişkendir. Yapılan hesaplamalar, petrol fiyatları %10 artarsa küresel enflasyonun 0,4 puan yükseldiğini göstermektedir. Enflasyon deyip geçmeyin, derin sosyoekonomik sorunlara yol açtığı için dengeli ekonomiler enflasyondan öcü gibi korkar. FED ekonomiyi canlandırmak için faiz indirimleri planlarken, savaş bu planı bozdu. FED güncel durumda enflasyonu önlemek için planladığı faiz indirimini yapamayacak! Peki altının finansal rakibi kimdir? Yüksek faiz! Altın faizle ters yönde ilişkilidir. Dolayısıyla savaş başlayınca altın fiyatları üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluştu. Sonuç: Beklenenin aksine, altın fiyatları -şimdilik- uçuşa geçemedi.

Eskiden ekonomide basit mekanik ilişkiler hâkimdi; okları takip ederek yönünüzü bulabilirdiniz. Artık o dünya geride kaldı, çok sayıda belirsizlik kaynağı var. Mekanik değil, organik ve karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Dijital dünyada ekonomik aktörler kararlarını saniyeler içinde değiştiriyor. Geçmiş yılların, ayların ve haftaların değil;  gün, saat ve dakikaların verileriyle hareket eden bir dünyanın vahşi ormanında yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Standart arz ve talep analizleri yavaşça devre dışı kalıyor, istatistik ve ekonometrinin pusulası anlık psikolojik refleksler, varlık balonları, likidite buzdağları, yapay zekâ dönüşümü ve dünya üzerindeki doğrusal olmayan tepkiler karşısında şaşkına dönmüş durumda.

İran savaşının olası etkilerinin ele alınacağı bu yazıda da katı mekanik tahminlerden uzak kalmaya çalışacağız. İçinde bulunduğumuz günlerde, farklı senaryolara dayanan esnek ve serinkanlı yaklaşımların önem kazandığını düşünüyoruz.

İran Savaşı Dünya Ekonomisini Nasıl Etkileyecek?

İran Savaşı’nın  dünya ekonomisini  etkileyeceği en önemli iki kanal şu: Enerji fiyatlarının seyri ve tedarik zincirlerindeki bozulmalar. Dünya petrolünün % 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran boğazı kapatınca dünya petrol akışının aort damarı tıkandı; normal günlerde 130 geminin geçtiği boğazdan geçen gemi sayısı 5-6 gemiye kadar düştü ve dünya bir “arz şokuyla” karşı karşıya kaldı. Ortalama 70 dolarlar seviyesinde sakince salınan brent petrol fiyatları birden fırladı ve 117 dolarları gördü. Öte yandan spot piyasada navlun fiyatları dramatik şekilde fırladı ve bazı rotalarda birkaç katına çıktı. Örneğin Türkiye’den Ortadoğu’ya navlun fiyatları 4-5 kat arttı. Sadece navlun fiyatlarında değil savaş riski nedeniyle denizcilik sigorta primlerinde de devasa yükselmeler ve hatta savaş teminatlarında iptaller oluştu. Körfezdeki rotalardan kaçan gemiler Ümit Burnu’na yöneldi, bu ise taşımacılığın hem “zaman” hem “yakıt” maliyetlerini artırdı. Asya-Avrupa rotası yaklaşık 2 hafta kadar uzadı. Denizyoluna alternatif olarak  -özellikle ilaç ve spesifik teknolojik ürünler için-  kullanılan havayolu ve karayolu taşımacılığına yönelenler talebi patlattı ve fiyatlar astronomik ölçüde katlandı. Hürmüz sadece petrol değil, gübre, alüminyum, gıda ve benzeri ürünler için de önemli bir geçiş noktası. Dolayısıyla bu ürünlerin fiyatları da büyük oranlarda yükseldi.

Dünyada üretilen ham petrolün yaklaşık %15’i doğrudan hammadde olarak kullanılıyor. Cep telefonlarından tutun, kullandığımız aspirinin bile üretim zincirindeki temel malzemesi ham petrol. Plastik ambalajın %70’i, sentetik tekstilin %50’si petrol hammaddesinden oluşur. Bir kilogram buğdayın maliyetinin %20’sinin petrol ve türevlerinden oluştuğu hesaplanmaktadır. Petrol,  kimya sanayisinin ana yapı taşıdır.

Görüldüğü gibi İran savaşının küresel ekonomiye en önemli etkisi ENFLASYON kanalıyla olacak. Farklı açılardan enflasyonu besleyen savaş, dünya ülkelerinin tümünü enfekte edecek. Bu nedenle savaşın en önemli ekonomik etkisini  İRANFLASYON kelimesi ile özetleyebiliriz. Dünyanın başına gelmiş en büyük petrol krizlerinden biri olan 1973 Petrol Krizi de (OPEC Ambargosu) ironik bir şekilde Yom Kippur Savaşı’nın ardından çıkmıştı. 1973 Krizi, dünya ekonomisine stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) adı verilen belalı ve tedavisi zor bir  ekonomik hastalığı miras bırakmış ve karar alıcıların elini kolunu bağlamıştı. İran savaşının uzaması durumunda buna benzer bir ekonomik açmazla karşılaşmamız ve kâbusun geri dönmesi olasılık dahilinde. Üstelik dünya artık çok daha küresel, etkilerin yayılması çok daha hızlı, lojistik ağlara çok daha bağımlı ve ekonomik hastalıklar çok daha bulaşıcı.

İran savaşı, enflasyon dışında farklı  ekonomik sorunları da beraberinde getirme potansiyeli taşıyor. Bunlardan birisi de faizlerde  yükselme eğilimi yaratması. Enflasyonun yükselme eğilimine gireceğini gören ekonomi otoriteleri faizleri artırmaya veya en azından indirme eğilimlerini ertelemeye çalışacaklardır. Tabii burada ünlü “dilemma” karşımıza çıkıyor: Enflasyon olmasın diye faizleri yükseltelim mi, durgunluk derinleşmesin, işsizlik artmasın diye düşürelim mi? Ülke yöneticileri bu zorlu kararı verirken epey terleyecekler.

Savaş, başta bölge ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde savunma harcamalarının artmasına neden olacaktır. Bu durum bazı ülkelerin kamu bütçesinde açıklar vermesine, bazılarında ise mevcut açıkların daha da  büyümesine yol açma potansiyeli taşır. Devletler yükselen enerji fiyatları karşısında bireylere ve firmalara enerji destekleri vermeye karar verirlerse, bütçe açıkları için bir başka kanal daha açılmış olacaktır. Artan enerji maliyetlerinin ve ithal ürünlerin fiyatlarındaki artış dış açık yaratacak ve birçok ülkenin “ikiz açık” (bütçe açığı + dış açık) olgusuyla karşılaşmasına neden olacaktır. 

Daha önce değindiğimiz gibi ABD doları diğer paralar karşısında -şimdilik- değerleniyor. ABD dolarının yükselmesi diğer ulusal para birimlerinin değer kaybetmesiyle sonuçlanır. Bu durum farklı semptomlara neden olarak yeni ekonomik hastalıkları da beraberinde taşıyacaktır.

Kim Kazanır, Kim Kaybeder? 

Öncelikle Benjamin Franklin’in dediği gibi “savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur”. Savaşlar maddi yıkım, can kayıpları, psikolojik travmalar, toplumsal ve ekonomik yıkımlar getirir. İnsanlığın kazandığı ortam her zaman barış ortamıdır. Ama ne yazık ki bugün karşımızda bir savaş realitesi var. Şimdi savaşın olası ekonomik etkilerini değerlendirmeye çalışalım.

Elbette savaştan en olumsuz etkilenenler savaş bölgesindeki ülkeler olacaktır. Başta turizm ve  taşımacılık olmak üzere bölge ülkelerindeki tüm sektörler farklı şiddetlerde savaştan negatif etkilenecektir. Etkilenme derecesi en yüksek bir başka ülke grubu büyük enerji ithalatçılarıdır. Avrupa Birliği, Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore gibi büyük enerji ithalatçısı ülkeler artan petrol fiyatlarından ve tedarik sorunlarından üst seviyede olumsuz etkileneceklerdir. Olumsuz etkilenecek bir diğer ülke grubu ise döviz rezervi sıkıntılı ve dış borcu yüksek ülkelerdir. Aynı mantıkla düşündüğümüzde ABD, Kanada, Norveç, Brezilya gibi -bölgeden uzak- büyük enerji ihracatçılarının İran savaşından bu anlamda olumlu etkilenebileceğini söyleyebiliriz. Bu arada, İran üzerinden geçen Kuzey-Güney Taşıma Koridoru’nun savaş nedeniyle kesilmesi durumunda Rusya’nın yaptırımları aşma stratejisinin zarar göreceğini de düşünmeliyiz. Bu durumda BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü üzerinden yeni enerji ve güvenlik ağı oluşturma çabaları hız kazanabilir. Avrupa Birliği ise enerji faturalarının kabarmasıyla ekonomik büyümesinin durma noktasına gelme riskiyle karşı karşıya olup dış politikada ABD-Rusya dengesi arasında her geçen gün daha da sıkışmaktadır.

Dünyanın ABD’den sonra en büyük petrol tüketicisi konumundaki Çin, ucuz petrolden uzaklaştıkça ve tedarik zincirinin kırılması nedeniyle petrol kıtlığı yaşadıkça küresel rekabet gücü olumsuz etkilenecek ve savaştan büyük yara alacaktır. Kuşak Yol Projesi’ndeki en önemli stratejik partneri olan İran’ın zor durumda kalması Çin’in uzun dönemli birçok planını sekteye uğratacaktır.  Çin’in en büyük küresel rakibi ABD için bu durum kısa vadede avantaj gibi görünse de yükselen küresel enflasyon ve artan durgunluğun uzun vadede bumerang etkisiyle geri dönüp siyasi ve ekonomik olarak kendisine zarar verme ihtimali de  göz önünde bulundurulmalıdır.

Türkiye Nasıl Etkilenir?

Türkiye ekonomisinin artan petrol fiyatları nedeniyle cari açığının olumsuz etkileneceğini söyleyebiliriz. Özellikle yüksek seviyede enerji kullanan sektörlerde (cam, seramik, çimento vb.) maliyet artışı ve rekabet gücünde zayıflamalar görülebilecektir. Taşımacılık ve havacılık sektörlerinde ciro kayıpları yaşanacaktır. Bölge ülkelerinden daha güvenli bölgelere çıkmaya çalışacak olan sıcak para cari açığımızı olumsuz etkileyebilecek, ABD doları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturacaktır. Savaşın Türkiye ekonomisi üzerinde en önemli olumsuz etkisi, kanımca enflasyon üzerinde olacaktır. Çünkü artan petrol ve enerji maliyetleri, hammadde ve ara girdi fiyatları, fiyatlar genel düzeyini yükselme yönünde baskılayacak ve enflasyonla mücadele politikalarına zarar verecektir. Nitekim ilk iki haftada petrol ve plastik hammaddelerinde fiyatlar %20 civarında artmıştır. Savaşın uzaması durumunda TCMB faiz indirimlerine ara vermek zorunda kalacak ve hatta örtülü yöntemlerle faizleri yükseltmeye çalışacaktır. Savaşın şiddetlenmesi durumunda oluşabilecek bir sığınmacı akımı kamu bütçe dengesini;  İran’dan gelen doğalgazın kesilmesi ise enerji  dengesini bozabilecektir. 

Tüm bu olumsuz etkiler dışında, savaşın sona ermesini takip eden yıllarda bölgede istikrar, demokrasi ve  barış adası durumunu koruyabilen bir Türkiye’nin bölgedeki stratejik ağırlığının eskisine göre önemli oranda artacağını beklemek mümkündür. Türkiye, bölgede oluşacak yeni yatırım fırsatlarını (özellikle savunma sanayi, inşaat, gıda, lojistik ve ticaret açısından) rasyonel olarak değerlendirmesi halinde bölgesindeki yükselen tarafsız güç konumunu muhafaza edebilecektir. Sonuç olarak, bölgedeki çatışma ortamında Türkiye’yi stratejik fırsatlar ve yüksek maliyetli risklerin beraberinde getirdiği bıçak sırtı bir denge oyunu  beklemektedir.

Sonuç olarak,  İran savaşının kısa sürede sona ermemesi ve hatta şiddetlenmesi küresel ekonomide enflasyon ve durgunluk sarmalı yaratma potansiyeli taşımaktadır. Dünya ekonomileri, içinde bulunduğumuz günlerde büyük bir belirsizlik içinde hareket etmekte ve küresel ekonominin geleceğinden duyulan endişe artmaktadır. İran savaşının kısa sürede sona ermemesi durumunda 1973 Petrol Krizi’ne benzer bir tehlike kapımızdadır. 1973 Petrol Krizi dünya ekonomilerini önemli ölçüde sarsmış ve petrol tasarrufuna dönük yeni teknolojilerin gelişimini teşvik etmişti. İran savaşı bu bağlamda belki de küresel yeşil dönüşümü hızlandırabilecektir. Fosil yakıtlardan kurtulma ve yenilenebilir enerjiye geçiş stratejileri artık çok daha sık gündeme gelecektir. Kısacası, bugün dünyanın iyi haberlere ve barışa her zamankinden daha çok ihtiyacı bulunmaktadır.

Bülent Günsoy

Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1988 mezunu olan Prof. Dr. Bülent GÜNSOY, makroekonomi, küreselleşme, büyüme ve kalkınma alanlarında çalışmaktadır. Halen Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü öğretim üyesidir. Anadolu Üniversitesi’nde çeşitli kademelerde idari görevlerde bulunmuş olup Türkiye Ekonomi Kurumu’nda Genel Sekreterlik yapmıştır.

Bu yazıya atıf için: Bülent Günsoy, "Kapımızdaki Tehlike: İranflasyon – Bülent Günsoy" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 18 Mart 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/03/kapimizdaki-tehlike-iranflasyon-bulent-gunsoy/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.