
Zuhal ÇALIK TOPUZ
Ardahan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde Doktor Öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bölgesel çalışmalar ve Orta Doğu siyaseti gibi konularda akademik araştırmalar ve yayınlar üretmektedir.

Kazakistan’ın 2025 Kasım ayında İbrahim Anlaşmaları’na katılması, anlaşmaların Orta Doğu coğrafyası dışına doğru genişlemesi açısından dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Söz konusu katılım aynı zamanda İsrail’in periferi doktrinini de yeniden gündeme getirmiştir. Periferi doktrini İsrail Devleti’nin kurulmasından bu yana dış politikasında takip ettiği en stratejik yaklaşımlarından biri oldu. 1950 yılında İsrail’in ilk başbakanı David Ben-Gurion tarafından geliştirilen doktrinde, Orta Doğu coğrafyasında İsrail’i çevreleyen Arap devletlerine karşı askeri ve diplomatik baskıyı dengelemek amacıyla çevre devletlerle ittifak kurulması amaçlanmaktaydı. Bu nedenle periferi doktrini sadece stratejik bir hamle değil, İsrail’in devlet kimliğine işlemiş olan varoluşsal güvenlik refleksinin de dışavurumu niteliğindedir. Dönem içerisinde İsrail Türkiye, İran ve Etiyopya gibi Arap olmayan devletlerle ikili ilişkiler geliştirerek çevreleme stratejisi geliştirdi. Günümüzde bu strateji, geçmişteki düşmanlıkların yerini pragmatik ve çıkar temelli ittifakların aldığı bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm aynı zamanda beraberinde hem coğrafi hem de siyasi olarak genişleyen bir süreci de içermiştir.
1979 İran Devrimi sonrası Batı için İran’ın müttefiklikten en büyük tehdit kaynağına dönüşmesi İsrail’in bölgesel güvenlik anlayışında periferi stratejisinin yeniden önemini artırmıştır. Değişen jeopolitik koşullar içerisinde güvenliğini sağlamaya ve stratejik yalnızlığını azaltmaya çalışan İsrail beka diplomasisine öncelik vermiştir. Yeni kurulan küresel düzen içerisinde Orta Doğu jeopolitiğinin dönüşümüyle birlikte İsrail’in periferi doktrininin yeniden yorumlandığı görülmektedir. İsrail’in periferi doktrini, 1950’li yıllarda Arap olmayan devletlerle kurulan ittifaklar aracılığıyla coğrafi sınırları aşan bir stratejik yaklaşım ortaya koyarken, günümüzde tek bir tehdit algısına dayanmayan çok katmanlı ve çok aktörlü iş birliklerini içeren bir yapıya evrilmiştir. Coğrafi olarak sınır tanımayan bu yeni periferi doktrini, doğu-batı-güney eksenli geniş bir ittifaklanma sürecini içermektedir. 2000 sonrası dönemde İsrail’in yeni periferi stratejisinin bileşenini oluşturan ülkeler arasında BAE, Bahreyn, Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Azerbaycan, Suriye ve Irak’taki devlet dışı aktörleri de sayabiliriz. Doğu Akdeniz coğrafyasında doğal gaz kaynakları üzerinden Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile kurulan ilişkiler doktrinin batıya uzanan ağını oluştururken, bu jeopolitik hamle ile Türkiye’nin bölgedeki etkinliği dengelenmeye çalışılmaktadır. Kafkasya’nın coğrafyasına bakıldığında, İsrail’in önemli stratejik ortaklarından birisi Azerbaycan haline gelmiştir. Azerbaycan bugün İsrail’in en yakın askeri ortaklarından biridir. Azerbaycan ile kurulan ilişkiler İsrail’e İran’a karşı stratejik bir gözetleme imkânı ve operasyonel bir derinlik imkânı sağlamaktadır.
Periferi doktrinin güney bileşeni olan Hindistan ile ilişkiler savunma ortaklığı temelinde gelişmektedir. Her iki ülkenin de dini radikalizme karşı mücadelesi bu iş birliğinin ideolojik zeminini güçlendirirken, ilişkiler bölgesel istikrarsızlığa ilişkin ortak algılar tarafından şekillenmektedir. Hindistan ile İsrail arasındaki bu yakınlaşma Türkiye ve Pakistan gibi diğer güç odaklarına karşı bir denge unsuru olarak görülebilir. Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında 2020 yılında imzalanan İbrahim Anlaşmalarıyla ise İsrail bölgesel diplomasisinde yeni bir döneme girmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan arasında ilişkilerin normalleşmesini sağlayan bu anlaşma, İsrail’in bölgesel izolasyonunu kırmayı hedeflemiştir. Bu normalleşme adımları, İsrail’in yalnızca bireysel devletlerle değil, bölgesel bloklarla da ilişkilerini yeniden şekillendirme stratejisinin zeminini hazırlamıştır. 2021’deki temellerinden sonra 2026’da operasyonel bir güce dönüşen I2U2 koalisyonu İsrail’in periferi doktrini sadece devletlerarası değil, bloklararası bir kutuplaşmaya evrildiğinin bir kanıtı şeklindedir. Bununla birlikte, Orta Doğu coğrafyasında Suriye ve Irak’taki gibi merkezi hükümetlerin zayıfladığı bölgelerde yerel aktörlerle temasını artırarak İran’a karşı tampon bölge stratejisini sürdürmektedir.
Kazakistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na dahil olması, İsrail’in Müslüman dünya ile ilişkilerini çeşitlendirme ve diplomatik izolasyonunu azaltma hedefiyle uyumludur. Kazakistan ile ilişkiler kurulması aslında İsrail için yeni bir açılım olmamakla birlikte, mevcut ilişkilerin daha geniş bir stratejik çerçeveye oturtulmaya çalışılmasıdır. İkili diplomatik ilişkilerin 1992 yılında başlamasına rağmen, bu anlaşmaya katılımın temel motivasyonları arasında jeopolitik ve ekonomik faktörler etkili olmuştur. Kazakistan açısından çok yönlü dış politika yaklaşımının güçlendirilmesi ve teknoloji, tarım, su yönetimi ve enerji alanlarında İsrail ile ortak projeleri genişleterek mevcut iş birliğini kurumsallaştıran ve genişleten bir çerçeve işlevi sağlamıştır. İsrail açısından ise uluslararası baskıların arttığı bir dönemde normalleşme sürecinin sürdürülmesi ve yeni diplomatik ortaklıkların tesis edilmesi amacıyla iş birliğini güçlendirmiştir. Bununla birlikte, enerji iş birliği İsrail’in ekonomik ve enerji güvenliği açısından periferi ülkeleriyle kurduğu ilişkilerin önemli bir bileşenini oluşturmaktadır.
Periferi doktrini perspektifinden Kazakistan’ın önemini, Orta Asya’nın Orta Doğu diplomasisine dahil olması, ABD’nin bölgedeki nüfuzunu artırma çabası ve domino etkisi ihtimali olarak üç temel boyutta değerlendirebiliriz. İlk olarak Orta Asya, Orta Doğu diplomasisinin dışında kalmaktan çıkarak, bölgedeki diplomatik ve stratejik süreçlerin bir parçası hâline gelmiştir. İkinci olarak, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları ile Kazakistan ile ilişkilerin artması ABD’nin de bölgesel ittifak sistemini genişletme araçlarından biri olarak değerlendirilebilir. Son olarak, İsrail’in bölgesel etki alanını genişletmesi, ilerleyen dönemde Azerbaycan ve Özbekistan’ın anlaşmaya dahil olmasını teşvik edecek biçimde diğer ülkeler üzerinde de bir etki yaratabilir. Sonuç olarak Kazakistan’ın İbrahim Anlaşmaları sürecine dahil olması, İsrail’in periferi doktrininin güncel jeopolitik koşullara uyarlanmış bir örneği olarak göz önüne alınabilir. Bu nedenle, sembolik ama aynı zamanda stratejik bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Ardahan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde Doktor Öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bölgesel çalışmalar ve Orta Doğu siyaseti gibi konularda akademik araştırmalar ve yayınlar üretmektedir.
Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work