Ezber Bozun: Barış İçin Sihirli Bir Formül Yok Ama Etkili Tarifler Var – İbrahim Kumek

10 Nisan 2026
9 dk okuma süresi

Tarih, büyük umutlarla imzalanmasına rağmen kısa sürede küle dönen iç savaş barış anlaşmalarının hüzünlü öyküleriyle doludur. Ruanda’da, Angola’da, Sierra Leone’da, Filipinler’in Mindanao bölgesinde ve daha birçok ülkede taraflar masaya oturmuş, el sıkışmış ve barışın tesis edildiğini ilan etmiştir. Ancak çok geçmeden silahlar yeniden konuşmuş, şiddet bir kez daha toplumsal dokuyu paramparça etmiştir. Peki neden? Tarafları onca yıkımın ardından uzlaşmaya iten dinamikler, neden barışı kalıcı kılmaya yetmemektedir? Anlaşma metinlerindeki mürekkep kurumadan savaş neden yeniden alevlenmektedir? Bu sorulara yanıt arayan akademik çalışmalar, barış inşasının son derece hassas ve kırılgan bir dengeye dayandığını ortaya koymaktadır.

Bu yazıda, barışın sihirli ve evrensel bir formülü olmadığını, farklı bağlamlarda işe yarayan belirli barış tarifleri (recipes) bulunduğunu ileri sürüyorum. Temel argümanım, barışı mümkün kılan mekanizmaların (örneğin korkuyu azaltma, şiddetin maliyetini artırma veya güven inşa etme gibi) tek başlarına etkili olmaktan ziyade, ancak belirli barış tarifleri içinde bir araya geldiklerinde işlevsel oldukları yönündedir. İç barışa giden üç farklı barış tarifini ele alarak, devlet içi çatışmaları sona erdirmenin neden bu denli zor olduğuna ilişkin analitik bir çerçeve sunmayı amaçlıyorum.

Barış tariflerinden ilki, belki de en meşakkatli olanıdır: İktidarı paylaş, sistemi baştan kur. Çok boyutlu güç paylaşımının, kapsamlı geçiş dönemi reformlarının ve anlaşma hükümlerinin yüksek düzeyde uygulanmasının bir araya geldiği bu model, iktidar elitlerinin direncini kırmayı ve anayasa gibi temel metinleri adeta sıfırdan inşa etmeyi gerektirir. Bu nedenle siyasi irade ve toplumsal uzlaşı açısından en zorlu barış yolunu temsil eder. Söz konusu üç mekanizma, barışı yalnızca geçici bir ateşkes olarak değil, devletin ve toplumun kapsamlı bir yeniden inşası süreci olarak ele alır.

Çok boyutlu güç paylaşımı, yalnızca hükümette birkaç koltuğun eski düşmanlar arasında paylaştırılmasından ibaret değildir. Aksine bu yaklaşım ordu, ekonomi ve yerel yönetimler gibi devletin en kritik alanlarında eski muhariplerin birlikte çalışmasını mümkün kılan derin ve kurumsal düzenlemeleri içerir. Bu sayede tarafların sistemden dışlanma ya da gelecekte siyasal olarak ezilme korkusu azaltılır; güç paylaşımı, bu yönüyle etkili bir korkuyu azaltıcı mekanizma işlevi görür. Kapsamlı geçiş dönemi reformları ise devletin temel direklerinin yeniden inşa edilmesini ifade eder. Anayasanın yeniden yazılması, ordunun ve polisin yeniden yapılandırılması ve seçim sisteminin daha adil bir temsiliyeti sağlayacak biçimde dönüştürülmesi bu sürecin başlıca unsurlarıdır. Ancak bu iddialı düzenlemelerin kağıt üzerinde kalmaması, kararlılıkla ve tutarlılıkla hayata geçirilmesi gerekir. Anlaşma hükümlerinin eksiksiz uygulanması, tarafların birbirlerinin niyetlerine ilişkin şüphelerini azaltan ve karşılıklı güveni pekiştiren en somut adımdır. Bu yönüyle uygulama süreci, güçlü bir güven pekiştirici mekanizma olarak barışın kalıcılığını artırır. Bu yolun görece yüksek başarı oranının temel nedeni, çatışmayı doğuran sorunların yüzeyine değil, köklerine inmeyi hedeflemesidir. Geçici ve sınırlı çözümler yerine, derin ve yapısal bir dönüşümü esas alarak kalıcı bir barış zemini oluşturur.

İkinci barış tarifi, içerideki uzlaşıyı dışarıdan sağlanan güçlü bir güvenceyle destekler: Uluslararası gözetim altında güven inşası. Bu model, tarafların birbirine güvenmediği en kırılgan anlarda devreye girer ve barışın temel paradokslarından birini çözmeyi hedefler. Bu durum, siyaset biliminde “güvenilir taahhüt sorunu” olarak bilinir: Her iki taraf da barışı istese bile karşı tarafın silahsızlandıktan sonra kendisine ihanet etmeyeceğinden emin olamaz. Özellikle silah bırakan isyancı gruplar için bu süreç, savunmasız kalma korkusunun belirlediği ölümcül bir güvensizlik oyununa dönüşebilir. İşte bu noktada uluslararası aktörler devreye girerek, her iki tarafın da anlaşmayı ihlal etmeyeceğine dair güvence sunan bir hakem rolü üstlenir. Bu dışsal gözetim ve denetim mekanizması, tarafların karşılıklı şüphelerini azaltarak silahsızlanma ve iş birliği adımlarının atılmasını mümkün kılar.

Bu tarifin temel dinamiği, içeride tesis edilen siyasal mutabakatın dışarıdan güçlü bir garantör tarafından denetlenmesine dayanır. İlk barış tarifinde olduğu gibi, çok boyutlu güç paylaşımı mekanizmaları sayesinde eski düşmanların devletin kilit kurumlarında birlikte çalışması sağlanır ve böylece sistemden dışlanma korkusu azaltılır. Ancak bu modelin ayırt edici özelliği, bu içsel düzenlemelerin güçlü bir uluslararası destekle tamamlanmasıdır. Uluslararası destek, yalnızca iyi niyet beyanlarından ibaret değildir; sahada Birleşmiş Milletler gibi barışı koruma güçlerinin varlığını, ateşkes ve silahsızlanmayı denetleyen gözlemci misyonlarını ve en önemlisi anlaşmayı ihlal etmenin maliyetini yükselten dış baskı mekanizmalarını içerir. Bu yönüyle uluslararası gözetim, tarafların anlaşmadan caymasını önleyen bir maliyeti artırıcı mekanizma işlevi görür. Uluslararası denetim altında anlaşma hükümlerinin kararlılıkla uygulanması, taraflar arasındaki kırılgan güvenin somut adımlarla sağlıklı bir güvene dönüştürülmesini mümkün kılar. Üçüncü bir tarafın sürekli gözetimi, anlaşma hükümlerinden sapmayı zorlaştırarak barış sürecinin rayında kalmasını sağlar.

Üçüncü barış tarifi, belki de diğerlerine kıyasla en karşı-sezgisel olanı: Bazen adalet, iktidarı paylaşmaktan daha güçlüdür. Bu modelde kapsamlı bir güç paylaşımı bulunmaz; buna karşın etkili geçiş dönemi adaleti mekanizmaları, derin kurumsal reformlar ve güçlü uluslararası destek bir araya gelir. Dikkat çekici biçimde, anlaşma hükümlerinin uygulanması kusursuz olmasa dahi barış bu koşullar altında sürdürülebilir olabilir. Bu yaklaşımı özgün ve analitik açıdan önemli kılan nokta, eski düşmanları aynı hükümet çatısı altında buluşturmanın her zaman tek ya da en etkili çözüm olmadığını göstermesidir. Bazı bağlamlarda barışın anahtarı iktidarı paylaşmakta değil, adalet temelinde devleti yeniden meşrulaştırmakta ve vatandaşlarla devlet arasındaki kırılmış bağı onarmakta yatar.

Bu tarifte, güç paylaşımının boşluğunu geçiş dönemi adaleti mekanizmaları doldurur. Savaş sırasında işlenen ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmek için hakikat komisyonları kurmak, sorumlulardan hesap sormak, mağdurların acılarını ve haklarını tanımak siyasi koltuk paylaşımından çok daha sağlam güven pekiştirici mekanizmalar olabilir. Bu süreçler, yalnızca geçmişle hesaplaşmayı değil aynı zamanda devletin ahlaki meşruiyetinin yeniden tesis edilmesini hedefler. Buna paralel olarak anayasa, güvenlik güçleri ve seçim sistemi gibi temel kurumların yeniden yapılandırılması, çatışmayı besleyen yapısal sorunları ortadan kaldırarak tüm vatandaşlar için daha adil bir siyasal düzenin zeminini hazırlar. Taraflar arasındaki güvensizlik sürerken, uluslararası bir gücün varlığı, reform ve adalet süreçlerinin raydan çıkmasını engelleyen bir maliyeti artırıcı mekanizma işlevi görür. Bu yol, barışın sadece siyasi elitler arasında bir pazarlık olmadığını, aynı zamanda toplumun adalet ve onarım taleplerinin karşılandığı ahlaki bir yeniden inşa süreci olduğunu gösterir. Barış, iktidarı paylaşmaktan ziyade adalet ve hesap verebilirliği tesis ederek devleti yeniden meşru bir zemine oturtmak suretiyle de sağlanabilir.

Bu üç barış tarifinin gerçek dünyadaki örnekleri arasında El Salvador (Chapultepec Anlaşması, 1992), Mozambik (Genel Barış Anlaşması, 1992), apartheid rejimini sona erdiren Güney Afrika (1993 Geçici Anayasası), Bosna-Hersek (Dayton Anlaşması, 1995), Guatemala (Kesin ve Kalıcı Barış Anlaşması, 1996), Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti—günümüzde Kuzey Makedonya—(Çerçeve Anlaşması, 2001), Liberya (Accra Anlaşması, 2003), Endonezya’nın Açe bölgesi (Mutabakat Zaptı, 2005) ve Nepal (Kapsamlı Barış Anlaşması, 2006) gösterilebilir.

Bu örneklerin bize öğrettiği şey, barış için her derde deva bir çözümün olmadığıdır. Bunun yerine çatışma bağlamlarına göre farklı mekanizma kombinasyonlarının işe yaradığı görülmektedir. Söz konusu tarifler bize şunu gösteriyor: Barış, sihirli bir değnekle değil, hassas bir denge eylemiyle sağlanır. Tarafların korkularını gidermek, anlaşmadan caymanın maliyetini artırmak ve aralarındaki güveni somut adımlarla pekiştirmek… Başarının sırrı, bu üç sacayağını doğru şekilde bir araya getirmekte yatar. Kimi zaman en sağlam yol, iktidarı paylaşıp devleti temelden yeniden kurmaktan geçerken kimi zaman uluslararası bir garantörün varlığı kilit rol oynamaktadır. Bazen de barışın sırrı, iktidar pazarlıklarında değil adaletin cesurca tesis edilmesinde saklıdır.

Burada sadece üçü ele alınan pek çok barış tarifi, gelecekteki barış süreçleri için umut verici yol haritaları sunuyor. Ancak zihinlerdeki o kritik soruyu da yanıtsız bırakıyor: Peki, gelecekteki barış süreçlerinde bu “barış tariflerini” bilinçli bir şekilde uygulayabilir miyiz? Yoksa her çatışma, kendi benzersiz çözümünü mü dayatır? Yanıt ne olursa olsun, barışın tesadüfi değil bilinçli bir inşa süreci olduğu çok açık.

İbrahim Kumek

İstanbul Üniversitesi
İbrahim Kumek, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Siyasal) Bölümü’nde doktora adayıdır. Lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, yüksek lisansını ise Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü’nde tamamladı. Çalışmalarında; barış ve çatışma araştırmaları, karşılaştırmalı siyaset, siyaset teorisi ve uluslararası ilişkiler konuları üzerine yoğunlaşmaktadır.

Bu çalışmaya atıf için: İbrahim Kumek, "Ezber Bozun: Barış İçin Sihirli Bir Formül Yok Ama Etkili Tarifler Var – İbrahim Kumek" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 10 Nisan 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/04/ezber-bozun-baris-icin-sihirli-bir-formul-yok-ama-etkili-tarifler-var-ibrahim-kumek/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Editörün Seçtikleri

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.