Meksika’nın 2006 yılı sonrası güvenlik gündemi, silahlı suç örgütleriyle devletin yüksek yoğunluklu çatışmalarına sahne olmuştur. Fakat uluslararası ilişkiler açısından kritik mesele, bunun klasik anlamda iki taraflı bir savaş olmaktan çok egemenlik ve otorite paylaşımının parçalı hale geldiği bir şiddet düzeni olmasıdır. Bu düzenin temel özelliği, devletin ülke sathında eşit ve sürekli bir meşru şiddet tekeli kuramaması, kartellerin ise yalnızca kaçakçılık değil, yerel ekonomiler ve toplumsal hayat üzerinde kural koyma kapasitesi geliştirmesidir (haraç, zorla tahsilat, zorla kaybetmeler, yerel uyuşmazlık çözümü, güvenlik sağlama vb.).
22 Şubat 2026’da CJNG (Cártel de Jalisco Nueva Generación) lideri Nemesio Oseguera Cervantes’in (“El Mencho”) bir askerî operasyonda öldürüldüğü ve bunun birden fazla eyalette yol kesmeler, araç yakmalar ve silahlı saldırılarla karşılık bulduğu yönündeki haberler, Meksika’daki kartel-devlet çatışmasının en güncel örneğidir. Bu tip olaylar “devlet vuruyor–kartel misilleme yapıyor” ikiliğine indirgenmeye müsaittir, fakat literatür bu döngünün arkasında kurumsal kapasite, yerel koruma ağları, ulusötesi teşvikler ve güvenlikleştirme gibi daha derin dinamikler olduğunu göstermektedir.
Thomas Risse’nin “sınırlı devletlik alanları” yaklaşımı, devletin merkezi kararları uygulama/denetleme kapasitesinin ve şiddet tekeli iddiasının ülke içinde eşit dağılmadığı alanlarda dahi yönetişimin tamamen yok olmadığını, farklı devlet-dışı aktör kombinasyonlarıyla kolektif mal ve düzen üretiminin ortaya çıkabildiğini vurgulamaktadır. Meksika’da kartellerin bazı bölgelerde “düzen kurucu” roller üstlenmesi bu perspektifle okunabilir. Fakat sorun yalnızca suçun varlığı değil, kimin hangi kuralları koyduğu ve bunların hangi toplumsal maliyetle sürdürüldüğüdür. Benjamin Lessing’in “criminal war” kavramı, kartel-devlet çatışmasında şiddetin sadece güç gösterisi değil, devlete dönük bir zorlayıcı pazarlık aracı olabileceğini (violent lobbying / violent corruption) vurgulamaktadır (Lessing, 2015). Bu çerçevede misilleme dalgaları, devletin operasyon maliyetini yükseltmek, güvenlik bürokrasisini caydırmak ya da belirli tavizler koparmak için işlev görebilir.
ICRC’nin International Review of the Red Cross’taki analizleri, Meksika ve Brezilya gibi örneklerde “kriminal silahlı grupların” devletle uzun süreli ve örgütlü biçimde çatışmasının kimi durumlarda uluslararası olmayan silahlı çatışma eşiğine yaklaşabildiğini ve bunun da operasyonel, hukuki ve kurumsal ikilemler ürettiğinin altını çizmektedir. Meksika’daki şiddet, ABD ile asimetrik karşılıklı bağımlılık ilişkisinin güvenlik boyutuyla iç içedir, özellikle de uyuşturucu talebi, finansal aklama ağları ve özellikle silah arzı. Dube ve arkadaşlarının çalışması, 2004’te ABD Federal Saldırı Silahları Yasağı’nın sona ermesinin, belirli sınır bölgelerinde Meksika’daki cinayetleri ve silahla ilişkili şiddeti artırdığına dair ampirik kanıt sunmaktadır. Bu tür bulgular, şiddeti “Meksika’nın iç meselesi” olmaktan çıkarıp bölgesel bir güvenlik kompleksi haline getirmektedir. Son yıllarda Meksika’da kamu güvenliğinde askeri aktörlerin ağırlığı artmıştır. Human Rights Watch, Kasım 2024 ve Temmuz 2025’te çıkarılan yasalarla Ulusal Muhafız’ın ordu kontrolüne devredildiğini ve askerileşmenin sürdüğünü raporlamaktadır . Uluslararası ilişkiler perspektifinden bu, devletin güvenliği hızlı kapasite ile sağlama arayışının, sivil kurumların (polis-soruşturma-savcılık-yargı) güçlenmesini ikame etmesi riskini doğurmaktadır. Sonuçta devletin sahada görünürlüğü artarken, cezasızlık ve kurumsal hesap verebilirlik sorunları kronikleşebilmektedir. Bu ikilemi dengelemek için Sheinbaum yönetiminin, güvenlik bakanı Omar García Harfuch liderliğinde, eski Federal Polis kökenli personelden oluşan “Ulusal Operasyon Birimi (UNO)” gibi daha sivil-araştırmacı kapasiteyi güçlendirmeye dönük bir elit yapı kurduğu ve hedefin soruşturma/istihbarat yeteneğiyle örgütleri ayrıştırmak olduğu aktarılmaktadır. Aynı kaynak, bu tür birimlerin geçmişte yolsuzluk ve hak ihlali riskleri taşıdığını da vurgular ve dolayısıyla mesele elit birlik kurmaktan çok, onu kurumsal denetim mimarisi içine yerleştirmektir.
El Mencho’nun öldürülmesi gibi yüksek profilli operasyonlar, devletin kapasite ve kararlılığını göstermektedir. Ne var ki geçmiş deneyimler, lider öldürmenin kartelleri zayıflatırken aynı anda örgüt içi parçalanma, yeni fraksiyonların rekabeti ve bölgesel pazar” savaşları yoluyla şiddeti artırabileceğini göstermektedir. Reuters’in aktardığı değerlendirmelere göre El Mencho sonrası dönemde büyük bir şiddet dalgası beklentisi, güç boşluğu ve yeniden hizalanma ihtimali dile getirilmektedir (Reuters, 2026). Bu nedenle asıl soru şudur, devletin başarısı lideri öldürmek mi, yoksa şiddet kapasitesini sürdürülemez kılacak kurumsal ve ekonomik baskı mı? Hükümet verilerine göre, 2024 Eylül–2025 Aralık arasında günlük ortalama cinayet sayısında yaklaşık %40 düşüş (86.9’dan 52.4’e) ve 2025’te kişi başına cinayet oranında düşüş meydana gelmiştir (Reuters, 2026). Ancak AP, verilerin henüz tam nihai olmadığını, ayrıca kayıp kişi sayısının 133 bini aştığına dair endişelerin cinayet istatistiklerinin güvenilir yorumunu zorlaştırdığını aktarmaktadır (Verza, 2026).
ABD’de 20 Ocak 2025 tarihli bir başkanlık kararı, uluslararası kartellerin yabancı terör örgütü ve/veya Küresel Terörist (SDGT) olarak tanımlanmasına dönük bir süreç öngörerek kartelleri ulusal güvenlik kategorisine yükseltmiştir. Bu hamle, uluslararası ilişkiler literatüründeki güvenlikleştirme dinamiğiyle uyumludur. Konu, suç/adalet alanından güvenlik/olağanüstü alanına kaydırıldıkça eldeki seçenekler (yaptırım, askerî seçeneklerin tartışılması, sınır-ötesi baskı) genişlemektedir. AP’nin aktardığı üzere, ABD ve Meksika’nın güvenlik işbirliğini sürdürme iradesi beyan edilirken, bunun her ülkenin kendi tarafında ve egemenliğe saygılı biçimde yürütülmesi vurgulanmıştır. Aynı zamanda ABD Dışişleri’nin 2026 başında yayımladığı güvenlik işbirliği metinleri, koordinasyonun kurumsallaştırılmasına işaret etmektedir. Mérida sonrası dönemde, iki ülke işbirliğini “Bicentennial Framework for Security, Public Health and Safe Communities” gibi daha geniş bir çerçevede tanımlamaya çalışmıştır. Ayrıca bu çerçeve, sentetik uyuşturucuların (fentanyl) bir kamu sağlığı krizi olarak ele alınmasını da içermektedir.
Kısaca özetlemek gerekirse,Meksika’daki kartel-devlet çatışması, uluslararası ilişkiler literatürünün klasik devlet güvenliği başlığını aşarak hibrit yönetişim, şiddet içeren devlet-dışı aktörler, güvenlikleştirme, karşılıklı bağımlılık ve egemenlik pazarlığı kavramlarını aynı anda gerektiren bir örnektir. Güncel olaylar (El Mencho operasyonu gibi) devletin operasyonel kapasitesini gösterse bile, uzun vadeli sonuç belli gerekliliklere bağlıdır. İlk olarak askeri kapasiteyi kalıcı güvenliğe çevirecek sivil adalet zinciri (soruşturma-savcılık-yargı) inşası, ikinci olarak elit birimlerin (UNO vb.) kurumsal denetime bağlanması ve cezasızlıkla mücadele, üçüncü olarak cinayet düşüşü anlatısının, zorla kaybetmeler ve kayıt rejimi sorunları nedeniyle çok boyutlu izlenmesi ve son olarak ABD ile işbirliğinin “tek taraflı baskı + güvenlikleştirme” çizgisine sıkışmaması, silah kaçakçılığı ve talep azaltımını içeren dengeli bir ulusötesi çerçeveyle yürütülmesi. Bu çerçevede savaşın kazanılması gibi teleolojik bir hedef yerine, daha analitik bir hedef ortaya koyulabilir ve şiddet kapasitesinin maliyetini artırmak, suç ekonomisinin finansal damarlarını daraltmak ve yerel otorite boşluklarını hesap verebilir kurumlarla kapatarak süreç daha yönetilebilir hale gelebilir.