Tayvan Meselesinin ASEAN Ülkeleri Açısından Önemi: Stratejik, Ekonomik ve Siyasi Boyutlar – Aleksandra-Megumi Ogi

7 Mayıs 2026
16 dk dk okuma süresi

Tanıtıcı metin: ASEAN ülkeleri için Tayvan meselesi uzak bir jeopolitik tartışma değil; bölgenin stratejik özerkliğini doğrudan tehdit eden yapısal bir kısıttır.

            Giriş

            Tayvan meselesi, ASEAN için uzak bir jeopolitik tartışma değildir. Bölgenin ekonomik güvenliği, yüz binlerce göçmen işçinin kaderi ve stratejik özerkliğin geleceği doğrudan bu meselenin seyrine bağlıdır. Bu yazı, hedging teorisi çerçevesinde ASEAN’ın Tayvan krizine neden kayıtsız kalamayacağını ve Japonya’nın artan stratejik angajmanının — özellikle Takaichi yönetiminin söylemleriyle birlikte — bölgesel dengeleri nasıl daha da karmaşık bir hale getirdiğini ele almaktadır.

            ASEAN ülkeleri ile Tayvan, uzun süredir yakın ancak gayriresmi ilişkiler sürdürmektedir. Bu ilişkinin temelinde iki etken yer almaktadır. Birincisi, coğrafi yakınlık; göçmen işçilik, eğitim, teknoloji ve yatırım alanlarındaki insan odaklı etkileşimleri kolaylaştırmaktadır. İkincisi, ASEAN’ın giderek derinleşen bölgesel ekonomik entegrasyonu, Tayvan ekonomisini tamamlayıcı bir işlev görmektedir. Tayvan açısından ASEAN, başta emek yoğun sektörler olmak üzere rekabetçi üretim avantajlarına sahip alternatif bir pazar niteliği taşımaktadır. Tayvan’ın çeşitlendirme stratejisi yalnızca ekonomik genişlemeyi değil, aynı zamanda Çin’e yapısal bağımlılığı azaltmayı hedefleyen jeopolitik bir risk yönetimi mekanizmasını da kapsamaktadır. Yeni Güneye Açılım Politikası çerçevesinde ASEAN; hem alternatif bir üretim üssü hem de Pekin’den gelecek olası baskılara karşı Tayvan’ın ekonomik direncini pekiştiren bir siyasi tampon işlevi görmektedir (Wang, 2021, s. 84).

            Teorik Çerçeve

Hedging (riskten korunma), yüksek belirsizlik koşullarında bir egemen aktörün eş zamanlı olarak üç yaklaşımı benimsediği, sigorta arayışına dayalı bir hizalanma stratejisidir: aktif tarafsızlık, kapsayıcı çeşitlendirme ve uyarlanabilir dengeler. Bu yaklaşımlar; tuzağa düşme veya terk edilme riskine karşı tarafsız bir tutum sergilemeyi, aşırı bağımlılığı önlemek için ilişkileri çeşitlendirmeyi ve esnekliği korumak amacıyla seçici itaat ile seçici direnişi eş zamanlı izlemeyi kapsar.

Hedger, dengeleyiciden temelde şu üç noktada ayrılır: açıkça taraf almak yerine gri tonları görür; tehdidi siyah-beyaz değil çok boyutlu algılar; resmi ittifak yerine çok katmanlı ortaklıklar geliştirerek çoklu hizalanmayı araç olarak kullanır (Kuik, 2025, ss. 8-13). Bu çerçevede hedging, tam güç reddi ile tam güç kabulü arasında bir orta konum olduğu kadar aynı zamanda bir karşıt konumdur: “kazanım maksimizasyonu” seçenekleri – ekonomik pragmatizm, bağlayıcı angajman ve sınırlı eklemlenme – ile “risk güvencesi” seçenekleri eş zamanlı işletilir. Bu iki set yapısal olarak çelişkilidir; birincisi büyük gücü memnun ederken ikincisi onu rahatsız eder. Hedger her iki seti birlikte sürdürerek hiçbir güçle açıkça taraf tutmayan bir tarafsızlık imajı yansıtır ve geri çekilme seçeneklerini canlı tutar (Kuik, 2016, ss. 504-505).

ASEAN’ın hedging davranışı, stratejik özerklik arayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Stratejik özerklik; dış ve güvenlik politikasında bağımsız öncelikleri tanımlama ve egemen kararlar alma kapasitesini ifade eder; daha güçlü biçimiyle yalnızca uluslararası kurallara uymayı değil, bu kuralları şekillendirme kapasitesini de kapsar (Lippert, von Ondarza ve Perthes, 2019, s.5).ASEAN açısından stratejik özerkliği sürdürmek; Çin ile ekonomik karşılıklı bağımlılığı, ABD ve Japonya ile güvenlik angajmanını ve Tayvan ile pragmatik ilişkileri dengelemeyi gerektirmektedir. Güneydoğu Asya bağlamında stratejik özerklik, ulaşılmış bir koşuldan ziyade süregelen bir arayış olarak tanımlanmakta; güvenlik alanında dış ortaklıkların henüz gidermediği önemli açıklar barındırmaktadır (Laksmana ve Mantong, 2022, ss. 198-199).

Hedging teorisi bu nedenle ASEAN’ın Tayvan meselesine verdiği yanıtı çözümlemek için temel analitik mercek işlevi görmektedir: Tayvan meselesi, giderek kutuplaşan bölgesel düzende ASEAN’ı daha belirgin bir hizalanmaya zorlayarak stratejik özerkliğini doğrudan tehdit etmektedir.

Tarihsel Arka Plan

Tayvan ile Güneydoğu Asya arasındaki çok boyutlu ilişki bir gecede oluşmamıştır; on yıllar boyunca süren pragmatik ekonomik diplomasinin, değişen jeopolitik baskıların ve aşamalı kurumsal uyumun ürünüdür. 1980’lerin ortası bir dönüm noktası olmuştur: ABD dolarının değer kaybı küresel ekonomik düzenin yeniden şekillenmesini tetiklemiş, Yeni Tayvan dolarının değer kazanması ise Tayvan işletmelerini yurt dışında daha düşük maliyetli üretim üsleri aramaya yöneltmiştir. Güneydoğu Asya, rekabetçi işgücü maliyetleri, uygun arazi koşulları ve genişleyen tüketici pazarlarıyla bu dışa yönelik yatırımların öncelikli hedefi haline gelmiştir.

1980’lerin sonundan itibaren Güneydoğu Asya hükümetleri siyasi çatışma yerine ekonomik kalkınmayı önceliklendirmeye başlamış; bu durum Tayvan’ın ilişkilerini diplomatik araçlar yerine ekonomik enstrümanlar aracılığıyla yükseltmesine zemin hazırlamıştır. Daha önce siyasi açıdan düşünülemez olan üst düzey ziyaretler mümkün hale gelmiştir: Eski ROC Cumhurbaşkanı Lee Teng-hui 1990-1994 yılları arasında Singapur, Filipinler, Endonezya ve Tayland’ı ziyaret etmiş; Tayvan ise eski Singapur Başbakanı Goh Chok Tong, Kıdemli Bakan Lee Kuan Yew, Malezya Başbakanı Mahathir Mohamad ve Filipinler Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fidel Ramos’u ağırlamıştır. Kurumsal düzeyde ise Tayvan’ın temsilcilikleri 1990’larda “Taipei” unvanıyla yeniden adlandırılmış; bu adım, gayri resmi olmakla birlikte daha kararlı bir kimliğin işareti olmuştur.

Bu ivme, 1997 Asya finansal krizinin ardından sekteye uğramıştır. Çin’in büyüyen ekonomik ağırlığı Tayvan sermayesini anakaraya yönlendirirken, Çin’in 1995-1996 askeri tatbikatları ve Lee Teng-hui’nin 1999’daki “devletten devlete” nitelendirmesiyle derinleşen Boğaz gerginlikleri bölgesel ortamı daha da karmaşık bir hale getirmiştir. Chen Shui-bian döneminde (2000-2008) Pekin’in baskısı yoğunlaşmış; 2008 küresel finansal krizi ise bu gerilemeyi pekiştirmiştir. Tayvan’ın ASEAN merkezli entegrasyon çerçevelerinden dışlanması — ASEAN Serbest Ticaret Alanı ve 10+1, 10+3 ve 10+6 gibi oluşan gruplamalar dahil — yapısal bir dezavantaj oluşturmuştur (Ku, 2009, ss. 88-93).

Bu dönem boyunca Tayvan’ın tutarlı stratejisi, resmi hükümetlerarası ilişkilerin eşiğini aşmamak koşuluyla Güneydoğu Asya hükümetlerinin hoşgörüsüne dayanan gayriresmi kanallar aracılığıyla ekonomik iş birliğini siyasi avantaja dönüştürmek olmuştur. Ekonomik pragmatizmin ötesinde, Tayvan kültürel alışveriş, akademik iş birliği ve teknik yardım — tarım danışmanlarının görevlendirilmesi dahil — aracılığıyla bu gayri resmi ortaklığın ilişkisel temellerini genişletmiştir (Leifer, 2001, ss. 177-178).

            2016’da Tsai Ing-wen’in seçimi yeni bir dönüm noktası olmuştur. Gergin Boğaz ilişkilerine karşın Tsai, ekonomik çeşitlendirme ve jeopolitik risk azaltımı aracı olarak Yeni Güneye Açılım Politikası’nı (NSP) hemen hayata geçirmiştir. Koşullar elverişliydi: anakaradaki yükselen ücretler ve sıkılaşan çevre düzenlemeleri Tayvan imalat sektörünü alternatif yatırım merkezlerine yönlendirirken, Ma Ying-jeou’nun Çin odaklı politikası, Tayvan’ın Pekin’e ekonomik bağımlılığına ilişkin kaygıları derinleştirmiş ve DPP’nin seçim zaferine zemin hazırlamıştır.

            Tayvan, Güneye Dönüş Politikası’nda yalnız değildi: Japonya Abe döneminde Dörtlü Güvenlik Diyalogu aracılığıyla bölgesel angajmanını derinleştirirken, Hindistan da Modi’nin “Doğuya Hareket Et” politikasıyla dış politikasını yeniden şekillendirmiş, Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon ise 2017’de ekonomik ilgisini Hindistan ve ASEAN’a yönelten kendi “Yeni Güney Politikası”nı başlatmıştır. Bu paralel girişimler, Güney ve Güneydoğu Asya pazarlarının küresel ekonomi için vazgeçilmez hale geldiği daha geniş bir yapısal dönüşümü yansıtmaktadır.

            NSP’nin yeni politikası, kapsam ve kurumsal hedefler bakımından önceki “Güneye Dönüş” politikalarından belirgin biçimde ayrılmaktadır. Göreve gelmesinin ardından birkaç ay içinde Tsai bir NSP Ofisi kurmuş, Ağustos 2016’da politika rehberini yayımlamış ve aralık ayında ayrıntılı bir çalışma planını açıklayarak bu politikayı uygulamaya 2017’de başlamıştır. Yalnızca ticaret ve yatırıma odaklanan önceki girişimlerin aksine, NSP; kültürel alışveriş, eğitim, teknoloji, işgücü ve turizmi de kapsamına dahil etmiştir. En önemlisi, iki yönlü bağlar vurgulanmıştır; yalnızca Tayvan’ın Güneydoğu Asya’daki varlığı değil, Güneydoğu Asya’nın Tayvan’daki varlığı da — yabancı yatırım, turizm ve kültürel entegrasyon dahil — politikanın merkezine alınmıştır.

            Zamanla NSP’nin ağırlık merkezi insan odaklı diplomasiye kaymıştır. Bu yeniden yönelim kısmen stratejik bir hesaba dayanmaktadır: İnsan merkezli bir yaklaşım, eğitim ve turizmde kaydedilen ilerlemenin, resmi ekonomik iş birliğindeki atılımlardan daha ulaşılabilir olduğunu kanıtlamıştır; üstelik bu yaklaşım, Çin’in misilleme riskini tetikleyebilecek siyasi açıdan hassas boyutları en aza indirgemektedir. Hükümet, üniversitelerde Güneydoğu Asya’daki dillerin eğitimini yaygınlaştırmış, Dışişleri Bakanlığı sınavına Vietnamca ve Endonezce dillerini eklemiş ve politika araştırma kurumlarını ilgili ülkelerdeki muhataplarıyla ilişki kurmaya teşvik etmiştir. Ek olarak, yıllık Yushan Forumu’na ev sahipliği yapmak ve düşünce kuruluşları ile sivil toplum arasındaki iş birliğini kolaylaştırmak amacıyla Tayvan-Asya Değişim Vakfı (TAEF) kurulmuştur.

            NSP’nin belirgin bir özelliği, sınır ötesi evlilik yoluyla Tayvan’a yerleşen ve büyük çoğunluğu Güneydoğu Asya kökenli olan göçmenlerden oluşan “yeni sakinler”e verilen önemdir. Sınır ötesi evlilikler Tayvan’daki evliliklerin yaklaşık yüzde on dokuzunu oluşturmakta; yenidoğanların yaklaşık yüzde dokuzu ise en az bir göçmen ebeveyne sahip bulunmaktadır. Hükümet, bu demografik kaynaktan yararlanmak amacıyla ilkokul düzeyinde Güneydoğu Asya dil kursları sunan, yeni sakinlerin çocuklarına ebeveynlerinin ülkelerini ziyaret imkânı sağlayan ve bölgede istihdama yönelik beceriler geliştiren Yeni Güneye Açılım Yetenek Geliştirme Programı’nı hayata geçirmiştir (Chen, 2019, ss. 813-841).

            Mevcut Cumhurbaşkanı Lai Ching-te, NSP’ye bağlılığını belirterek bilgi ve dijital endüstriler, siber güvenlik, sağlık, yenilenebilir enerji, ulusal savunma ve stratejik endüstriler ile stratejik stok endüstrileri olmak üzere altı temel sektöre odaklanmaktadır. Bu süreklilik, Tayvan dış politikasındaki daha geniş bir örüntüyü yansıtmaktadır: art arda gelen yönetimler, her biri selefinin geliştirdiği kurumsal temeller üzerine eklemeler yaparak Güney ve Güneydoğu Asya ile derinleşen ilişkilerini tutarlı biçimde sürdürmüştür.

            Ne var ki Tayvan’ın güneye açılım çabaları engelsiz kalmamıştır. Çin’in Tek Çin politikası, Tayvan-ASEAN ilişkilerinin derinliği ve resmiyeti üzerinde yapısal bir engel oluşturmaya devam etmekte; NSP’nin faaliyet gösterdiği sınırları kısıtlamaktadır.

            Tayvan Neden Önemli?

            Tayvan-ASEAN ilişkileri; ticaret, turizm, eğitim ve kültürel alışveriş üzerine inşa edilmiştir. Ancak değişen jeopolitik dinamikler, bu ilişkilerin geleneksel ekonomik bağların ötesine geçmesini ve teknoloji, tedarik zinciri güvenliği, enerji ile insan sermayesi gelişimi alanlarında daha derin bir stratejik karşılıklı bağımlılığa doğru evrilmesini giderek daha fazla zorunlu kılmaktadır.

            Tayvan’daki geniş Güneydoğu Asyalı göçmen toplulukları, olası bir jeopolitik krizin ASEAN hükümetleri için bir iç siyasi meseleye dönüşümüne yol açmaktadır. Askeri gerilimin tırmanması durumunda, sivillerin tahliyesi ve koruma operasyonları acil ve karmaşık birer soruna dönüşecektir. Bununla birlikte, Tayvan’ın mevcut kriz yönetimi çerçevesi, yabancı uyruklu bireylere yönelik kapsamlı bir tahliye mekanizması içermemektedir; bu durum ise vatandaşlarının korunmasından sorumlu ASEAN hükümetleriyle diplomatik gerginliklere zemin hazırlayabilir.

            Ancak söz konusu riskler insani kaygılarla sınırlı değildir. Tayvan aynı zamanda küresel teknoloji tedarik zincirlerinde belirleyici bir konuma sahiptir. Küresel yarı iletken çip üretiminin yüzde altmışından ve ileri düzey mantık çiplerinin de yüzde doksanından fazlasını karşılamaktadır. Bu durum da Tayvan Boğazı’ndaki istikrarı Güneydoğu Asya’nın ekonomik güvenliği açısından doğrudan belirleyici kılmaktadır. Endonezya’dan Joko Widodo ve Singapur’dan Lee Hsien Loong gibi ASEAN liderleri, birbirine bağlı ekonomilerin bölgesel barış için taşıdığı önemi defalarca vurgulamıştır. Benzeri biçimde Tayvan’ın Yeni Güneye Açılım Politikası, çeşitlendirilmiş ortaklıkların ve ekonomik dayanıklılığın teşvik edilmesi bağlamında ASEAN’ın Hint-Pasifik vizyonuyla da örtüşmektedir. Bu açıdan Tayvan, yalnızca siyasi bir kıvılcım noktası olmaktan öte, bölgesel ekonomik dayanıklılığın yapısal bir direği konumundadır.

            Kısıtlayıcı Bir Aktör Olarak Çin ile ASEAN-Tayvan İlişkileri

            Çin’in Tek Çin politikası, Tayvan’ın diplomatik olarak tanınmasını kabul etmediği için hiçbir ASEAN üyesi ülke, Taipei ile resmi bir diplomatik ilişki sürdürememektedir. Bu kısıtlamalara karşın bazı ASEAN üyeleri, Çin’in bölgede giderek artan iddia ve faaliyetlerinin yol açtığı endişeyle birlikte 2016’dan itibaren Tayvan’a yönelik daha destekleyici bir tutum sergilemeye başlamıştır (Wang, 2021, s. 98).Bununla birlikte, ASEAN’ın resmi tutumu, dikkatli bir denge politikası üzerinden işlemeye devam etmektedir. Çin’in 2022 yılında Tayvan çevresinde gerçekleştirdiği Canlı Ateş Tatbikatları’nın ardından ASEAN dışişleri bakanları, bölgesel istikrarsızlığın tırmanmasına ilişkin kaygılarını dile getirmiş ve çatışmadan kaçınılması yönünde uyarılarda bulunmuştur. Öte yandan ASEAN, diyalog ve itidali ön plana çıkarırken Tek Çin politikasına karşı bir tutum benimsememiştir. Bu ikili yaklaşım, ASEAN’ın daha geniş kapsamlı stratejik kültürünü yansıtmaktadır: herhangi bir tarafla ittifak kurmaktan kaçınmak ve bölgesel istikrarı korumak. Ayrıca kamuoyu araştırmaları, Güneydoğu Asyalıların büyük çoğunluğunun, bir Tayvan çatışması durumunda dahi Çin ile olan ekonomik bağlarına yönelik temkinli bir yaklaşım benimseyeceklerine işaret etmektedir.

            Güney Çin Denizi ise ASEAN’ın konumunu daha da karmaşık bir hale getirmektedir. Vietnam, Filipinler, Malezya, Brunei ve Endonezya (özellikle Natuna suları çevresinde) dahil olmak üzere birçok üye devlet, Çin ile doğrudan deniz sınırı anlaşmazlıkları yaşamaktadır. Tayvan’ın ASEAN-Çin müzakerelerinde merkezi bir yer tutmamasına karşın, Tayvan Boğazı’ndaki istikrarsızlık; Çin’in askeri faaliyetlerinin halihazırda son derece hassas bir boyuta ulaştığından dolayı Güney Çin Denizi’ne sıçrayabilme ihtimali bulunmaktadır. Çin’in tarihsel iddiaları, UNCLOS yorumlarından beslenen hukuki uyuşmazlık ve kıta sahanlığı sorunu, bu bölgede tırmanan gerilimin diğerlerini de etkileme riskini artırmaktadır (Hayton, 2014, ss. 119-120).

            ASEAN’ın merkeziyetçilik ve tarafsızlık doktrini, Tayvan bağlamında yapısal baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. Bir Tayvan krizinin ASEAN içindeki iç bölünmeleri derinleştirme ihtimali yüksektir; zira üye devletlerin tehdit algıları ve ittifak taahhütleri birbirinden önemli ölçüde ayrışmaktadır. Filipinler daha proaktif bir tutum benimseyebilecekken, ASEAN üyelerinin büyük çoğunluğu doğrudan hedef alınmadıkları sürece büyük olasılıkla tarafsızlıklarını ön planda tutacaktır. Bu asimetri, uzlaşıya dayalı karar alma mekanizmalarını işlevsiz kılmakta ve ASEAN’ın diplomatik uyumunun parçalanma riskini beraberinde getirmektedir.

            Bu bağlamda ASEAN, Çin’in Tayvan’ı abluka altına alma senaryosunu ele alan simülasyon tatbikatları gerçekleştirmiştir. Bu tatbikatlar, geniş Güneydoğu Asya nüfusunun tahliyesinin lojistik karmaşıklığını ve tahliye koridorlarının oluşturulmasında Singapur gibi aktörlere duyulabilecek olası bağımlılığı gözler önüne sermiştir.

            Japonyada Takaichi Sanae Dönemi ve ASEAN’ın Stratejik Hesabı

            Çin’in yarattığı yapısal kısıtların ötesinde, Başbakan Sanae Takaichi liderliğinde şekillenen Japonya’nın değişen güvenlik duruşu bölgesel dinamiklere ayrı bir karmaşıklık katmanı eklemektedir. Takaichi’nin Tayvan’a ilişkin açıklamaları, Çin-Japonya arasındaki gerilimlerin tırmanmasına katkıda bulunmuştur. Bu açıklamalar, Anayasa revizyonunu savunan güçlerin Meclis’te hâkim konumda bulunduğu ve Öz Savunma Kuvvetleri’nin Anayasa’da açıkça tanınmasına yönelik güçlü bir siyasi desteğin mevcut olduğu Japonya’nın iç siyasi iklimi bağlamında ele alınmalıdır. Bu bağlamda Tayvan’a ilişkin söylem, yalnızca dış bir stratejik sinyal olarak değil, aynı zamanda iç siyasi konsolidasyon aracı olarak da işlev görebilir. Bununla birlikte iç siyasi güdülerden beslenen söylem, özellikle Güneydoğu Asya’da istenmeyen dış politika yansımalarına neden olabilir. Öte yandan Japonya, Serbest ve Açık Hint-Pasifik (FOIP) vizyonu çerçevesinde ASEAN ile ortaklıkları güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu gerilim, ASEAN’ın denge arayışını daha da içinden çıkılmaz kılmaktadır: Tokyo ile derinleştirilen güvenlik iş birliği Pekin’i tahrik etme riskini barındırırken, yükselen Çin-Japonya gerilimleri aynı zamanda Japonya’yı bu çerçeve dahilinde ASEAN ile stratejik uyumunu pekiştirmeye yöneltmektedir.

            28. ASEAN-Japonya Zirvesi’nde Vietnam Başbakanı Phạm Minh Chính, ASEAN liderleriyle birlikte Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile iş birliğini ilerletmek için bir araya geldi. ASEAN liderleri, Japonya’yı bloğun en güvenilir ve köklü ortaklarından biri olarak tanımladı; ASEAN-Japonya Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (AJCEP) yükseltilmesine ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık’ın (RCEP) etkin biçimde hayata geçirilmesine destek verdi. Zirve genel itibarıyla Japonya’nın ASEAN ile daha derin ekonomik ve güvenlik etkileşimini geniş Hint-Pasifik çerçevesinde kurumsallaştırma niyetini açıkça ortaya koymaktadır.

            Japonya bazı ASEAN ülkeler ile ikili güvenlik iş birliği tesis etmeye belirgin biçimde yoğunlaşmıştır. Filipinler Cumhurbaşkanı Ferdinand Marcos Jr. ve Takaichi, lojistik destek düzenlemeleri dahil olmak üzere genişletilmiş savunma koordinasyonunu olumlu karşılamış ve Filipinler-Amerika Birleşik Devletleri-Japonya Üçlü iş birliği’nin önemine vurgu yapmıştır. Resmi düzeyde kapsayıcı ve iş birliğine dayalı olarak çerçevelenmiş olsa da, bu derinleşen uyum, ASEAN’ı giderek Japonya’nın Çin ile sürdürdüğü stratejik rekabet içinde konumlandırmaktadır.

            Yurt içinde Takaichi yönetimi, silah ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini ve savunma teçhizatının Filipinler ve Endonezya gibi Güneydoğu Asya ülkelerine aktarılması kapsamının genişletilmesini gündemine gündemine almıştır. Eleştirmenler, Japonya’nın savunma teçhizatı transferi çerçevesi kapsamında ihracatı; kurtarma, taşıma, gözetleme, izleme ve mayın taraması gibi gayri askeri amaçlarla sınırlı tutan mevcut ihracat kategorilerinin tamamen kaldırılmasının, “hükümetin her yere her şeyi ihraç etmesine yönelik keyfi kararlar almasına” zemin hazırlayabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca söz konusu politika değişikliğinin tam Meclis müzakeresi ve hükûmet onayı devre dışı bırakılarak yalnızca iktidar partisi istişareleri aracılığıyla hayata geçirilmesinin “demokratik açıdan kabul edilemez” olduğunu savunan bazı çevireler vardır. ASEAN açısından ise asıl güçlük, yoğunlaşan Çin-Japonya rekabetini yönetmekte yatmaktadır; zira bu dinamikler hem ASEAN’ın iç birliğini hem de bölgesel çok taraflılıktaki merkezi rolünü zayıflatma riskini barındırmaktadır.​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​

            Sonuç

            Güneydoğu Asya’nın Tayvan Boğazı’ndaki gelişmeleri şekillendirme kapasitesi sınırlı olabilir; ancak olası bir tırmanmanın sonuçlarına maruz kalma düzeyi son derece yüksektir. Tayvan meselesi ASEAN için yönetilebilir bir dış politika sorunu değil; bölgenin stratejik özerkliği üzerinde yapısal bir kısıt oluşturmaktadır.

            ASEAN’ın tarafsızlık ve merkeziyetçilik ilkesine uzun süredir duyduğu bağlılık, bu nedenle retorik bir tutumla değil; yapısal gerçekliklerle sınavdan geçmektedir. Bir Tayvan krizine karşı geliştirilebilecek parçalanmış bir ulusal yanıt, bölgesel bütünlüğü zedeleme ve kurumsal zafiyetleri açığa çıkarma riskini taşımaktadır. Ortak risk değerlendirmeleri veya kriz öncesi konsolosluk platformları gibi mütevazı koordinasyon mekanizmaları bile, ASEAN’ın diplomatik dengesini tehlikeye atmaksızın kolektif hazırlık düzeyini artırabilir.

            Başbakan Sanae Takaichi önderliğinde şekillenen Japonya’nın değişen güvenlik duruşu ise Hint-Pasifik’teki stratejik rekabeti kızıştırarak bu ortamı daha da karmaşık hale getirmektedir. Çin-Japonya gerilimlerinin keskinleşmesi ve ABD müdahalesinin belirleyici olmaya devam etmesiyle birlikte ASEAN, giderek kutuplaşan bir jeopolitik alanda yolunu bulmaya çalışmaktadır. Tayvan meselesi bu bağlamda yalnızca dış diplomasinin bir konusu olmaktan öte, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı bir çağda ASEAN’ın bölgesel bir kurum olarak direncini sınayan belirleyici bir sınav niteliği taşımaktadır.

Kaynakça

Chen, P. K. (2019). Taiwan’s ‘People-Centered’ New Southbound Policy and Its Impact on US–Taiwan Relations. The Pacific Review, 33(5), 813–841.

Hayton, B. (2014). The South China Sea: The Struggle for Power in Asia. Yale University Press.

Ku, S. C. Y. (2009). Taiwan and Southeast Asia since Ma Ying-jeou’s Presidency. EAI Background Brief  No. 482. East Asian Institute, Singapore.

Kuik, C. C. (2016) How Do Weaker States Hedge? Unpacking ASEAN States’ Alignment Behavior Towards China, Journal of Contemporary China, 25(100), 500–514.

Kuik, C. C. (2025). Hedging as a Policy without Pronouncement: A Tale of Three Defense White Papers. NIDS ASEAN Workshop 2025: New Strategies in Southeast Asia?, National Institute for Defense Studies, 5–21.

Laksmana, E. A., & Mantong, A. W. (2022). Missing Pillars of Strategic Autonomy? Security Cooperation Between Korea and ASEAN. The New Southern Policy Plus: Progress and Way Forward, Korea Institute for International Economic Policy, 180–203.

Leifer, M. (2001). Taiwan and South-east Asia: The Limits to Pragmatic Diplomacy. The China Quarterly, (165), 173–185.

Lippert, B., von Ondarza, N. & Perthes, V. (Ed.). (2019). European Strategic Autonomy: Actors, Issues, Conflicts of Interests. SWP Research Paper 4, Stiftung Wissenschaft und Politik.

Wang, W. (2021). An Analysis of ASEAN-Taiwan Relations Under Taiwan’s Two Latest Presidents From 2008 to 2019. London School of Economics Undergraduate Political Review, 4(2), 76-105.

Aleksandra-Megumi Ogi

Aleksandra-Megumi Ogi, Sankt-Petersburg Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi’nde Türkiye tarihi okudu. Şu an ASBÜ’de yüksek lisans öğrencisi olarak Asya çalışmaları, özellikle Japonya üzerine araştırmalarını sürdürmektedir.

Bu çalışmaya atıf için: Aleksandra-Megumi Ogi, "Tayvan Meselesinin ASEAN Ülkeleri Açısından Önemi: Stratejik, Ekonomik ve Siyasi Boyutlar – Aleksandra-Megumi Ogi" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 7 Mayıs 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/05/tayvan-meselesinin-asean-ulkeleri-acisindan-onemi-stratejik-ekonomik-ve-siyasi-boyutlar-aleksandra-megumi-ogi/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Editörün Seçtikleri

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.