Buzdolaplarından Gıda Güvenliğine: Fransa’daki Siber Saldırıların Gösterdikleri – Selma Şekercioğlu Bozacıoğlu

20 Ekim 2026
5 dk dk okuma süresi

11-12 Ekim 2026 tarihlerinde Fransa’da 700’ün üzerinde marketi etkileyen, buzdolaplarının soğutma parametrelerinin değiştirilmesiyle tonlarca gıdanın çöpe döndüğü büyük bir siber saldırı gerçekleştirildi. Konuya ilişkin yapılan haberlerin çoğunda eski yazılımların yarattığı siber güvenlik zafiyetlerine, operasyonel kayıplara ve kritik altyapıların korunmasına odaklanılıyor. Ağustos ayında ABD’de bazı askeri üslerin kantinlerinde de benzer bir sorun yaşandığına ilişkin haberler ile Hollanda’da benzer bir soğutucu probleminden bahsedilmekle birlikte, bu üç olayın tesadüfi mi olduğu yoksa koordineli bir siber saldırı mı olduğuna ilişkin bir açıklama yapılmış değil. Kurumların sürece yaklaşımları farklılaşsa da genel olarak gıda sistemlerine ilişkin bir tehdidin varlığı açık. Hem de bu tehdit sadece siber saldırılarla sınırlandırılabilecek bir tehdit de değil.

Tarih boyunca gıdaya erişimin zorluğu, insan yaşamının devamlılığının sağlanmasında birincil rol oynamış ve bu zorluk, geleneksel toplumlardaki değişimleri ve devletlerin devamlılığını etkilemiştir. Dolayısıyla gıdaya erişim, devletler tarafından sıklıkla havuç veya sopa olarak diğer devletlerle olan ilişkilerinde kullanılmıştır. Bu toplumsal hafıza 19. yüzyıl itibarıyla değişmeye başlayan tarım modelleri ve gıdanın endüstriyelleşmesi süreci ile dönüşüme uğramıştır. Artan ürün çeşitliliği ve ürünlere erişim kolaylığı pek çok toplum için bir tür süreklilik yanılsaması da yaratmış oldu. Halbuki dünyanın pek çok bölgesinde gıdaya erişimi oldukça kısıtlı olan milyonlarca insan yaşıyor.

19. yüzyıl itibarıyla çoğunlukla tek tohum (mono crop) tarımı adı verilen tarım yönteminin giderek yaygınlık kazanmasıyla buğday, darı, mısır gibi ürünlerin üretiminde büyük artışlar meydana geldi. Bu tarımsal dönüşüm büyük oranda gelişmiş toplumlarda II. Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşmiş olsa da dünyanın tümüne yayılamadı. Endüstriyel modeller sayesinde ürün fazlası veren ülkeler 1970’li yıllardan itibaren bu ürün fazlasını iki şekilde kullanma yoluna gittiler. Buna göre bu gıda ürünleri ya artan oranda uluslararası ticaret kanallarına ya da gıda yardımları olarak gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere aktarıldı. Küresel çapta artan gıda trafiği ülkeleri gittikçe birbirine daha çok bağladı ve pek çok ülkeyi gıda ithalatına ve/veya yardımlarına bağımlı hale getirdi. Gıda arzında yaşanan artışın da etkisiyle gıda yardımlarının, ABD başta olmak üzere, devletlerin sıklıkla kullandıkları bir dış politika aracı haline gelmesini sağladı. Böylece küresel açlığın önlenmesine ilişkin uluslararası söylem önce Binyıl Kalkınma Hedefleri, sonrasında da Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarında kendisine yer buldu. İronik olarak küresel hedeflerin gerçekleşmesi bir yana yeni yayımlanan 2026 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksinde ve 2026 BM Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu Raporlarında 2025 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 645 milyonunun açlıkla, 2,1 milyar insanın da orta veya şiddetli gıda güvensizliği yaşadığı görülüyor.

Uluslararası ilişkiler çalışmalarında gıda, çoğunlukla gıda güvenliği kavramı üzerinden açıklanırken; gıda güvenliği konusunda FAO’nun “bütün insanların, her zaman, aktif ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için beslenme ihtiyaçlarını ve gıda tercihlerini karşılayan yeterli, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel, sosyal ve ekonomik açıdan erişebildiği durumdur” tanımı temel alınıyor. Aksi durumunda, gıda güvensizliği yarattığı belirtiliyor. Burası literatürün en ilginç kısımlarından. Çünkü özellikle göreli yoksulluk oranlarının yüksek olduğu ABD gibi ülkelerde bile gıda güvensizliği görüldüğünden, sorunun sadece yoksul ülkelere özgü olmadığı ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla gıda bütün ülkeleri birbirine bağlayan bir ağ olarak toplumların gıdaya erişiminin sınırları ve sürekliliği üzerinden ele alınıyor. Ancak gıdaya ilişkin saldırılara dair bir perspektif sunmuyor. Peki bu durumda Fransa’da gerçekleşen siber saldırı bize neyi söylüyor? Ya da bu konuyu uluslararası ilişkiler açısından nasıl ele almak daha doğru?

Saldırının kim tarafından yapıldığı belli olmadığından, bu konuda pek çok senaryo üretmek mümkün. Siber güvenlik uzmanı Daniel Dresner, olası failleri ararken motivasyon kaynağının anlaşılmasının önemine vurgu yapıyor. Buna göre bu kasıtlı zarar amacı taşıyan bir saldırı mıydı? Yoksa bir tür kabiliyet gösterisi miydi? Aslında her iki durumda da gıda tedarik zincirlerinin dijitalleşmesinin yarattığı kırılganlıkların gıda güvenliğini tehlikeye attığı ortada.

Saldırıyı yapan aktörler ve amaçlarına ilişkin bilginin olmayışı bu konunun hibrit savaş kapsamında, en azından şimdiki bilgilerimizle, ele alınamayacağını gösteriyor. Bu belirsizlik kapsamlı analiz yapmayı da zorlaştırırken, Richard Jones ve Dmitry Feoktistov, gıda tedarik zincirlerinin daha çok üretim süreçlerindeki dijitalleşmenin yarattığı risklere odaklandıkları çalışmalarında, fiziksel süreçlerin dijital sistemlere dayanmasının siber güvenlik riski yarattığını ve buna ilişkin siber güvenlik yatırımlarının yeterli düzeyde olmadığını iddia ediyorlar.

Gıda sistemleri ve tedarik zincirlerindeki dijitalleşme süreçlerine etki eden başlıca faktörler ülkelerin kapasiteleri ile uluslararası teknolojik ve ekonomik ağlardır. Bir ülke için kısa süreli duyarlılık yaratabilecek bir siber saldırı, bu birbirine kenetlenmiş ağ yapısından dolayı uzun süreli etki doğurabilme kapasitesi kazanabiliyor. Bu durumda da alternatif kanallar oluşturulamadığı sürece gıda sistemlerinin bütün katmanlarında uzun vadeli kırılganlıkların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor.

Farrell and Newman’ın 2019 tarihli çalışması tam da bu noktada bir açıklama sunuyor olabilir. Çalışmaya göre, küresel ekonomik ve teknolojik ağların yarattığı yeni durumda merkeziyetsizleşme beklentilerinin aksine “merkez-bağlantı (hub-and-spoke)” yapıları üzerinden fiziki ve hukuki üstünlüğe sahip devletlerin baskı ve kontrol kapasiteleri artıyor. 11 Eylül saldırıları sonrası dönemde SWIFT veri aynalama merkezi aracılığıyla ABD’nin küresel finansal akışlar üzerinde kurduğu gözetim mekanizması buna örnek olarak gösteriliyor. Bu durumda “silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık (weaponized interdependence)” ortaya çıkmış oluyor. Süreçte ABD’nin kontrol alanı artarken, başlangıçta avantajlı görülen bu üstünlük rakip devletlerde alternatif teknoloji altyapılarına yapılan yatırımların artmasına sebep oluyor. Son dönemde görülen yarışın da temel sebebi bu.

Her ne kadar Farrell ve Newman devlet dışı aktörlere odaklanmamış olsalar da, kırılgan zincirlerdeki karşılıklı bağımlılık ve geriden gelen siber güvenlik süreçleri devletlerle bağlantılı olmayan siber aktörlerin de süreçte yer almasına imkân tanıyor. Bir diğer deyişle, artık gıda sistemlerinin gittikçe artan kırılganlığı üzerinde pek çok farklı motivasyonla zarar verme amacı taşıyan aktörlerin sayısının artması çok olağan dışı değil. Çünkü yeni teknolojileri ve yapay zekayı sürece ekledikçe bu sorunun daha da derinleşmesi mümkün.

Devletlerin buradaki en büyük çıkmazı da bir yandan gıdanın verimini artıran ama riskleri de beraberinde getiren uluslararası karşılıklı kazanca dayalı gıda zincirlerinin bir parçası olma çabası ile bu sistemlerin yarattığı asimetrik kırılganlıkların yarattığı güvenlik açığının nasıl giderileceğine ilişkin belirsizlik. Belki de Avrupa Birliği’nin kurucu üyesi olarak yıllarca tarım politikasının ateşli savunucusu olan Fransa üzerinden bu mesajın verilmesi saldırıyı tasarlayanlar açısından sembolik bir önem de taşıyordur. Bunu muhtemelen benzer saldırıların olması durumunda daha iyi anlayabileceğiz.

Selma Şekercioğlu Bozacıoğlu

İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü lisans, Marmara Üniversitesi AB Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler programı yüksek lisans mezuniyetinin ardından 2016 yılında İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde “Avrupa Birliği İklim Değişikliği Politikasının Oluşumu ve Sivil Toplum Örgütleri” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlamıştır. 2018 yılından bu yana İstanbul Arel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümü öğretim üyesi olan Şekercioğlu Bozacıoğlu, 2021-2025 yılları arasında aynı üniversitede Uluslararası Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcılığı görevini yürütmüştür. 2025 yılı itibariyle İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Başlıca çalışma alanları AB, iklim ve gıda politikaları ile uluslararası ilişkiler olan Şekercioğlu Bozacıoğlu’nun alanında İngilizce ve Türkçe kitap bölümleri ile makaleleri bulunmaktadır. Şekercioğlu Bozacıoğlu’nun ayrıca “Civil Society Impact on the European Union Climate Change Policy” başlıklı bir uluslararası kitabı ile editörlüğünü yürüttüğü “Diplomaside Değişim” başlıklı bir ulusal kitabı mevcuttur.

Bu çalışmaya atıf için: Selma Şekercioğlu Bozacıoğlu, "Buzdolaplarından Gıda Güvenliğine: Fransa’daki Siber Saldırıların Gösterdikleri – Selma Şekercioğlu Bozacıoğlu" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 20 Ekim 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/10/buzdolaplarindan-gida-guvenligine-fransadaki-siber-saldirilarin-gosterdikleri-selma-sekercioglu-bozacioglu/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.