Trump 2.0’da Türkiye-İsrail Gerilimi: Oyun Teorisi Işığında Bir Algı İkilemi – Zeynep Elif Koç

4 Haziran 2026
6 dk dk okuma süresi

Tarihsel olarak, ABD ve Türkiye’nin ikili ilişkilerinde İsrail her zaman önemli bir faktör olmuştur. Özellikle ikinci Trump yönetimi ile birlikte İsrail ikili ilişkilerin belki de en önemli faktörü haline gelmiştir. İsrail’in bölgede proaktif ve hatta agresif politikaları ve askeri müdahaleleri, tüm bölge ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de endişeye yol açmıştır. Özellikle, bir sonraki hedefin Türkiye mi olduğu sorusu kafaları daha da kurcalar hale gelmiş, endişeleri artırmıştır.

İsrail kanadında Türkiye’nin İsrail’in bölge politikaları için bir tehdit algısı olduğu sır değil. Şubat 2025’te Israel Hayom isimli medya kuruluşunun yayınladığı yorum bunun açık bir örneği. Buna göre, Suriye’deki yeni rejim Türkiye ile yakınlığından dolayı İsrail için bir tehdit oluşturuyor. Yine benzer bir biçimde, The Jerusalem Post Türkiye’nin Suriye’de olası bir üs açmasının İsrail’in Suriye’deki ve bölgedeki hareket alanını zayıflatacağını ifade ediyor. Fakat asıl tehdit algısı özellikle 2026 yılı başlarında İran ile yaşanan gerilimde kendisini gösterdi. The Jerusalem Post, Nisan 2026’daki yorumunda Türkiye’yi “yeni İran” olarak adlandırdı ve onun önderliğinde İsrail’e karşı bir Sünni Müslüman eksen oluşturulduğunu iddia etti. Nitekim, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın Türkiye’nin Suriye’yi himayesi altına almayı amaçladığını ve İsrail’in buna müsaade etmeyeceğini ifade etmesi İsrail hükümetinin bakış açısını gösteriyor. Zaten 2026’nın başında İsrail’in Suriye ile masaya oturması Türkiye’nin olası hamlesine karşılık niteliği taşımakta.

Türk tarafında da benzer bir kaygı açıkça görülüyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İran Savaşı başladığında İsrail’in bölgede vaat edilmiş toprakları ele geçirmek için son adımlarını attığını ifade ediyor; Dr. Ali Bakır’ın Anadolu Ajansı’nda yazdığı 2 Ocak 2026 tarihli analizi, İsrail’i Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırıcı en önemli etmen olarak çerçeveliyor ve Türkiye’nin karşısına koyuyor. Türkiye için özellikle yeni İran yakıştırması, İsrail tehdidini somut hale getirmiş, bu kaygının dışa vurumu da yine Türk medyasında kendisine yer bulmuştur. Nitekim, Dünya Gazetesi’nden İpek Yezdani, The Jerusalem Post’un yeni İran yakıştırmasını provokatif bulmuş ve propaganda olarak nitelendirilmiştir. Yine benzer bir biçimde Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 18 Nisan 2026 tarihinde İsrail’in daha fazla toprak kazanmayı amaç edindiğini ifade etmiştir.

Bu bilgilere dayanarak, her iki tarafın da birbirlerine karşı bir kaygıyla baktıkları bir gerçek. ABD yetkilileri de bunun farkında gibi görünüyor. ABD tarafı, Türk entelektüelinin, İsrail’in yayılmacı bir politika izlediğine dair kaygısını biliyor. İsrail tarafına dair bir bilgi olmasa da benzer bir nabız alma durumunun orada da yaşandığını tahmin ediyoruz. Zaten ABD bölge temsilcisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki (ADF) sözleri bu tahmini güçlendiriyor. İsrail ve Türkiye’nin birbirlerine olan tutumundan bahsederken Barrack: “Tel Aviv’de uyanıp gazeteyi okuduğunuzda ne görüyorsunuz? Gazetede Osmanlı İmparatorluğu 2.0’ın bir şemasını görüyorsunuz. Osmanlı İmparatorluğu, Viyana’dan Maldivler’e kadar uzanıyor. İsrail’in sunduğu bakış açısı budur. İstanbul’da uyanıp gazeteyi okuduğunuzda ise karşınıza çıkan, Viyana’dan Maldivler’e kadar uzanan Büyük İsrail’dir. Yani, herkesin bir fetih sürecinde olduğu ya da fetih peşinde olduğu düşüncesi var” ifadelerini kullandı. Fakat Barrack, yine bu bilgiye dayanarak iki ülke arasındaki gerilimin yalnızca retorik seviyede kaldığını ve kalacağını, dolayısıyla gerilimin tırmanmayacağını ve çözüleceğini de ileri sürüyor. Peki gerçekten yalnızca retorik diyebilir miyiz, yoksa algı düşünülenden daha büyük bir rol mü oynuyor?

İşte bu noktada oyun teorisine bakarak bir değerlendirme yapabiliriz. Uluslararası ilişkilerde oyun teorisi farklı aktörlerin birbirleriyle nasıl etkileşime geçebileceğine yönelik birtakım öngörülerde bulunan matematiksel bir analiz yöntemidir. Böylelikle ikili veya çoklu ilişkilerde ne gibi senaryoların söz konusu olabileceğini tahlil edebilmeyi amaç edinir. İfadelerden gördüğümüz kadarıyla her iki ülke de diğerini Ortadoğu için hegemonik bir tehdit olarak görüyor. Dolayısıyla, bölgedeki varlıklarını tehdit altında hissediyor. Türkiye’nin Suriye’de kurulan yeni rejimdeki rolü ve bugünlerde de konuşulan olası askeri ortaklık kurma çabası ve İsrail’in özellikle Lübnan, Mısır ve İran’da yürüttüğü askeri operasyonlar bu algıları karşılıklı olarak güçlendiriyor. Bu sebeple, oyun teorisi terimleriyle iki ülke arasındaki ilişki ve etkileşim güvenlik ikilemi, taahhüt/güven problemi ve önleyici hamle mantığı içeren, tekrar eden bir stratejik oyun olarak modellenebilir. Nedir bunlar peki?

Güvenlik ikilemi, uluslararası ilişkilerde bir devletin diğer devletler karşısında güvenliğini artırmak maksadıyla silahlanması sonucunda ortaya çıkar. Bu devlet silahlanınca, diğer devletler de bu silahlanmayı kendileri adına güvenlik kaygısı olarak görür ve onlar da silahlanır. Neticede herkes silahlandığından, silahlanan her ülke aslında güvenliğini değil, tehdidi artırır. İşte bu, bir güvenlik ikilemi oluşturur: karşıdaki ülkenin niyetini bilmediğinde bu tuzağa düşmek çok olasıdır. Taahhüt/güven problemi de işte tam bu kestirememezlik ortamında doğar. İkili ilişkilerde her iki taraf da diğerinin verdiği taahhüdün gelecekte geçerli olup olmayacağını bilemez. Dolayısıyla da önleyici hamle arayışına girer. Bu hamleler, başka ülkelerle ortaklık ya da müttefiklik anlaşmaları yapmak ve dolaylı olarak karşı tarafa zarar vermeye çalışmak gibi politikaları içerebilir veya en kötü ihtimalle taraflar askeri olarak karşı karşıya gelebilir.

Tüm bu bilgiler ışığında, her iki ülkenin de iki seçeneği var: temkinli olmak ya da rekabetçi pozisyona geçmek. Peki, bahsedilen stratejik oyun çerçevesinde bu iki seçenek, Türkiye ve İsrail için ne gibi sonuçlar doğurabilir? Bu sorunun yanıtını aşağıdaki tablo özetlemektedir:

 İsrail: Temkinliİsrail: Rekabetçi
Türkiye: TemkinliGörece istikrar, düşük gerilim fakat geleceğe dair güvensizlikTürkiye zayıf kalır, İsrail bölgesel avantaj kazanır
Türkiye: Rekabetçiİsrail zayıf kalır, Türkiye bölgesel avantaj kazanırKarşılıklı rekabetin artması, olası krizler, bölgede vekâlet yarışları

Bu tablodaki en kritik soru uluslararası ilişkilerin milyon dolarlık sorusu aslında: İki ülke gerçekten birbirine güvenebilir mi? Yoksa her iki ülkenin de bölgedeki aktörlerle en ufak etkileşimi diğerinde bir kaygı mı yaratır? Bu sorunun yanıtı esasında ABD temsilcisi Barrack’ın ifadelerinde gizli. Her iki ülkenin de diğerine karşı duyduğu varoluş kaygısı bu güven ortamını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Dolayısıyla, tabloda da görüldüğü üzere, her iki ülke temkinli olsa dahi bu durum, karşı aktöre güvensizlikten ileri gelen gelecek kaygısı sebebiyle çok hassas bir dengede kalır. Her iki ülkenin de rekabetçi pozisyona geçmesi ise ihtimallerin en tehlikeli olanı. Çünkü bu durum, Ortadoğu’da sürekli bir krizin reçetesi haline gelir ve iki ülke bölgede vekâleti ele geçirmek için hareket eder. İki ülke arasındaki olası bir çatışmada ise ABD’nin çok zorlu bir pozisyonda kalacağını söylemek mümkün: bir yanda NATO’daki en büyük müttefiklerinden biri, diğer yanda çok katmanlı ve derin bir ilişkiye sahip olduğu İsrail. Temsilci Tom Barrack’ın orta yol bulmaya yönelik ifadeleri ABD’nin de bunun farkında olduğunu ve buna engel olmak istediğini gösteriyor. Ne olacağını ise zaman gösterecek.

Zeynep Elif Koç

Dr. Zeynep Elif Koç, başlıca araştırma alanları Türk-Amerikan ilişkileri ve Amerikan siyaseti olan bağımsız bir araştırmacıdır. Doktora çalışmalarını 2024 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlamıştır. 2021-2022 akademik yılında, Northwestern Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Fulbright bursiyeri olarak misafir araştırmacı olarak görev almıştır ve aynı zamanda yine aynı fakültede öğretim asistanlığı yapmıştır. Türk-Amerikan ilişkileri, ABD hükümeti ve siyaseti ile dünya tarihi konularında dersler vermektedir. Hakemli dergilerde yayınlanan çok sayıda araştırma makalesinin yanı sıra, kitap bölümleri de kaleme almıştır.

Bu çalışmaya atıf için: Zeynep Elif Koç, "Trump 2.0’da Türkiye-İsrail Gerilimi: Oyun Teorisi Işığında Bir Algı İkilemi – Zeynep Elif Koç" Global Panorama, Çevrimiçi Yayın, 4 Haziran 2026, https://www.globalpanorama.org/2026/06/trump-2-0da-turkiye-israil-gerilimi-oyun-teorisi-isiginda-bir-algi-ikilemi-zeynep-elif-koc/

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

PDF Kaydedin / Çıktı Alın

Copyright @ 2025 Global Academy. Design & Development brain.work

Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına / yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

Bülten Aboneliği

Güncellemelerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.