(Bu yazı 2026 baharında Eskişehir’de düzenlenen XI. Uluslararası İlişkiler Çalışmaları ve Eğitimi Kongresi’nde “Uluslararası İlişkiler Disiplininde Kavramsal ve Metodolojik Tartışmalar” panelindeki “Uluslararası İlişkilerin Anlamı Ne?” başlıklı sunumuma dayanmaktadır. Global Panorama’da Uluslararası İlişkiler Disiplininin katkıları üzerine yayımlanan ‘Dünyayı ve Türkiye’yi Anlamak için Uluslararası İlişkiler Disiplini Bir Rehber Midir?’ ‘Uluslararası İlişkiler Öğrencileri için Kavramsal bir Rehber’, ‘Türkiye’nin Dış Politikası Nasıl Analiz Edilmelidir-Kuramsal Yaklaşımlar’, ‘Bir Yüksek Lisans Öğrencisinin Gözünden Uluslararası İlişkiler Pedagojisi’ ile ‘Avrupa Çalışmaları ve İdeal Bir Düzen Arayışı’ ; “Kriz Döneminde Uluslararası Siyasal İktisat Literatürü Ne Gibi Mesajlar Taşıyor” ; Ortadoğu Çalışmalarının Uluslararası İlişkiler Disiplinine Katkıları ve Siyasi Anlatılar ve Öznel Çıkarlar Bağlamında Dış Politikayı Anlamak ; Dönüşen Dünya Düzeninde Barışı Anlamlandırmak yazılarının oluşturduğu akademik tartışmanın içinde yer almak üzere yazılmıştır)
Güncel dünyadaki krizlerde, birçok birey/hanehalkı/grup/sınıf/devlet/ülke dünya siyasetinden etkilenirken, Uİ akademisyeni olmayanların da dünyayı anlamak için Uİ’ye başvurduğunda edinebileceği bilgilerin neler olduğunu derleyip gözden geçirmek anlamlı olacaktır. Bu çerçevede bir deneme olarak, Uİ’nin önde gelen yayınları olarak bilinen International Affairs, International Security, International Organization, International Studies Quarterly, ve Çin’in artan öneminden hareketle Chinese Journal of International Review dergilerinde en çok atıf verilenler altında üçer yayını ele aldım. Uİ’nin sunduğu bilgileri derlemek için iyi bir başlangıç gibi göründü.
Seçili Yayınlarda Anlatılanlar
Sıradan “Uİ’ye Giriş” dersi gibi başlayacak olursak, “uluslararası sistem” veya “uluslararası sistemin yapısı” tartışmalarında William C. Wohlforth dünyayı (devletlerin) güç unsurları üzerinden anlama çabasıyla şu sonuçlara ulaşmış 1999’da: ABD tarihte görülmemiş bir şekilde bütün güç unsurlarında net bir üstünlüğe sahip dolayısıyla “sistem açıkça tek-kutuplu”. Bu tek-kutupluk barışa eğilimli çünkü “uluslararası sistemin liderliği için hegemonik rekabet” görülmüyor. Tek kutuplu istikrara en büyük tehdit ABD içinden kaynaklanabilir.
Öte yandan, iç ve dış siyasetin iç içe geçmişliğini gözler önüne seren Robert D. Putnam (1988) 1978’de Bonn’daki G7 Zirvesi gibi örneklere dayanarak, devlet davranışlarını sadece iç veya dış faktörlerle açıklamanın eksik kalacağını ifade etmiş. Devlet davranışını belirleyen ulusal çıkarı, karar alıcıların mâruz kaldığı iç ve dış faktörler ile bunları dengeleme çabasına bakarak çözümlemeyi önermiş.
Örneğin, Ejaz Hussain (2019) tipik bir ikili ilişkiler analizinde Pakistan’daki hükümet değişikliğinin Çin ile ilişkilere etkisini çalışmış. Yeni hükümetin Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru müzakerelerinin unsurlarını yeniden ele almak isteğinin nedenlerini ve muhtemel sonuçlarını tartışmış. Deneyimsiz bir bürokrat veya bakanın böyle geniş çaplı projelere zarar verebileceği ve Pakistan ordusu gibi siyasette önemli bir fâilin etkin olabileceği sonuçlarına ulaşmış.
Devlet davranışını hangi faktörlerin belirlediği ve uluslararası işbirliğinin nasıl çalışılabileceği yönündeki kadim soruları ele almış Peter M. Haas (1992). Devlet davranışını belirleyen bilgilerin, epistemik toplulukların olguları ve vakaları yorumlamasıyla oluştuğunu belirtmiş.
Uİ’nin odağı olagelmiş Güvenlik çalışmalarının çeşitlendiğini gözlemleyen Michael C. Williams (2003), Etik veya siyasi ahlakın dışlanmasına karşı çıkmış. Kimliklerin güvenlikleştirildiğinde tanım ve ifade sorunlarının arttığını belirtmiş ve toplumu sadece kimlik üzerinden tanımlamanın akademik ve siyasî sakıncalarını dile getirmiş. Devlet ve toplumların güvenlikleştirilen kimlikler üzerinden tanımlandığı ve bunun birçok sorun yarattığı sonucuna ulaşılıyor.
Toplumu Uİ ile buluşturan gelişmelerden biri olan ve özellikle 11 Eylül sonrası dünyaya damgasını vuran konulardan Terörizmin dünya siyasetindeki yerini önemseyen incelemelerinde Andrew H. Kydd ve Barbara F. Walter (2006) teröristlerin amaçları, stratejileri, bunların sonuçları ve devletlerin terörizmi önleme çabalarını sorgulamışlar. Bir şiddet türü olarak terörizmin kaynaklarının yoksulluk, eğitim ve siyasal özgürlükler sorunları olduğu ve ona karşı mücadelede bilgi üretme ve edinme süreçlerinin önemini vurgulamışlar.
Siyasî değişim ile Normlar arasındaki ilişkiyi inceleyen Martha Finnemore ve Kathryn Sikkink (1998) kadınlara oy hakkı gibi asal bir tarihsel örneği de hatırlatarak normların oluşumu, yayılması ve içselleştirilmesini çözümlemişler. Soğuk Savaş esnasında bile Avrupa Bütünleşmesi ve Dekolonizasyon gibi açıkça normatif içerikli konuların Uİ’de yaygın olarak çalışıldığını aktarmışlar. Gerçekdışı/ideal görünenlerin (nasıl) gerçekleştirilerek somut gerçekliğin parçası hâline gelebileceğini göstermişler.
Somut gerçeklik olarak genel kabul gören de yeni saha gelişme ve araştırmaları ile tartışılabiliyor: Uİ’de yaygın kavramlardan biri olan caydırıcılık konusunda Salman Ali ve Tseen Fu Brice Lee (2022) Güney Asya’yı incelemişler. Caydırıcılık siyasetlerinin denge/istikrar yarattığı genel yargısına rağmen Güney Asya’da daha ziyade bölgesel ve küresel bir silahlanma yarışı ile istikrarsızlık (riski) yarattığını gözlemlemişler.
UI’yi daha fazla saha çalışmasına çağıran yayınlarında Henry Farrell ve Abraham L. Newman (2019), İnternet ve SWIFT ağlarının incelenmesi üzerinden karşılıklı bağımlılığın asimetrik olduğunu belirtmişler: Başat devletlerin “panoptikon etkisi” düzeyinde kontrol amaçladığı ve bunu da yaptırımlar dâhil silahlandırarak imtiyazlar ürettiğini gözlemlemişler. İmtiyazların dışında kalan devlet veya devlet-dışı fâillerin bu karşılıklı bağımlılık sistemini zayıflatan eylemlere yakın olduğu sonuçlarına ulaşmışlar.
İmtiyazların dışında kalanların etkin olduğu “Deglobalizasyon” sürecininin kaynaklarını ve küreselleşmenin dayanıklılığını sorgulayan Markus Kornprobst ve T.V. Paul’ün (2021) çalışmalarında ulaşılan sonuçlar etkileyici: Küreselleşme örneğin 19.yy’dakinde Avrupa Uyumu ve Sömürgecilik ile görüldüğü üzere illa da liberal olmayabilir. Ekonomik küreselleşme ile önemli bir büyüme başarılmasına rağmen Liberal Dünya Düzeni refahın daha eşitlikçi dağılımını sağlayamayarak düşmanlarına güç kazandırdı. Demokrasiler illa da liberal liderler yaratmaz.
Küreselleşme ve gerilemesi tartışmalarına damgasını vuran uluslararası işbirliği konusunda Alastair Iain Johnston (2001) Uİ Teorilerinde bu konuda iki yaklaşım olduğunu, birinin ödül ve cezayı vurguladığı diğerinin özellikle iç siyasetteki çıkar grupları arasındaki güç dağılımına dikkat çektiğini gözlemlemiş. Uluslararası kurumlarda ampirik çalışmalarla kurumsal yapı ve görüş oluşturma süreçleri ile toplumsal etkilerin ele alınmasını önermiş.
Bu süreçlere örnek olarak görülebilecek şekilde, KOVİD-19 Salgınının ve pekiştirdiği teknolojik ürün kullanımının Diplomasiye etkilerini çalışan Corneliu Bjola ve Ilan Manor, (2022) ‘Zoom Diplomasisi’ ile yaşanan değişimi incelerek şu sonuçlara ulaşmışlar: “Hibrit Diplomasi” salgın ve karantina gibi zor koşullarda uluslararası işbirliğini kolaylaştırmakta, Diplomasinin dijital teknoloji ile ilişkisi doğrusal gerçekleşmiyor ve diplomasi camiası dijital diplomasinin ne zaman ve nasıl kullanılacağı konusunda sürekli bir yeniden değerlendirme ve ilgili eğitimler içinde.
Uİ’nin özellikle Irkçılık ve Emperyalizm gibi dışlayıcı pratiklerle kurucu mitlerini aşamayışını dert edinmiş Jasmine K. Gani ve Jenna Marshall (2022). Tarafsızlık/Objektiflik denilenin üzerini iktidar sahiplerinin doldurduğu bir açık çek olduğunu ileri sürmüşler. Uİ’nin emperyalist statükoyu evrensel bir teori ile ispat çabasında olageldiğini ve devlet merkezlilik ile diğer fâilleri itibarsızlaştırma ve devlet şiddetini meşrulaştırmaya hizmet ettiğini ortaya koymuşlar.
Batı-dışı bir yaklaşım örneği olarak değerlendirilebilecek incelemesinde Zhaohui Wang (2021) Kuşak ve Yol Girişimi’ni Qin Yaqing’in İlişkisellik Teorisi üzerinden analiz etmiş. Vestefalya ulus-devlet sisteminden, fâil ve hâkimiyet anlayışından ve kural merkezli (liberal) dünya düzeninden farklı bir anlayışla ilişkiler ve ilişkisellik üzerinden yaklaşmayı önermekteler. Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki bölgesel işbirliğinin liberal kural-temelli düzenden ayrıştığı, Çin’in komşularıyla ilişkilerini geliştirerek bir ilişki yönetimi amacında olduğu, bölgesel hâkimiyet ve ABD ile rekabet peşinde olmadığı ileri sürmüşler. Çin’de anlaşılan yaygın olan “İlişkisellik Teorisi” fâillere ve motivasyonlarına değil ilişkilere ve süreçlere bakılmasını öneriyor. Fakat “Batı” ya yöneltilen eleştirilerden âzâde görünmüyor farklılık iddialarına rağmen.
Uİ’nin hâkim anlatı, teori ve yöntemlerinin küresel erişiminin giderek daraldığını ifade eden Amitav Acharya (2014), “Küresel Uİ” adı altında altı ana boyut önermiş: Çoğulcu evrenselcilik, dünya tarihi, Uİ’ye kaynak olarak dikkate alınmamış toplumlar üzerinden Uİ’yi yeniden inşa etme, bölge ve bölgeselleşme çalışmalarını Uİ’nin temel alanlarına entegre etme, kaynağı ve biçimi ne olursa olsun etnosentrizm ve istisnacılıktan kaçınma; direniş, normatif eylem ile küresel düzenin yerel inşası gibi maddi ve düşünsel unsurları da kapsayan daha geniş bir fâil anlayışını benimsemek.
Sonuç: Dünya Siyasetini Anlamak İsteyenlere Uİ Ne Diyor?
Bu yazıdaki -elbette sınırlı- incelemeden yola çıkarak, dünyayı Uİ’nin sunduğu bilgilerle anlama çabası şöyle bir özete ulaşılabilir: Dünya (devletlerin) güç unsurları üzerinden anlaşılabilir. Bu güç unsurlarının nasıl oluştuğu, dağıldığı, yoğunlaştığı, kullanıldığı ve bunların karşılaştıkları tepkiler etkili olabilir. Devletlerde iç ve dış siyasetler iç içe geçmiştir ve dış politikaya yön veren ‘ulusal çıkar’ karar alıcıların iç ve dış faktörleri dengeleme çabasının ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Devletler ve toplumlar güvenlikleştirilen kimlikler üzerinden tanımlanmaktadır ve bu bir sorun olagelmiştir. Güvenlik sorunlarında bu -inşa edilen- tanımlar ve sosyo-ekonomik dâhil materyal koşullar etken görünmektedir.
Devlet ve toplumsal güçler dâhil bütün fâillerin davranışlarıyla oluşan dünya düzeni sabit değil ve değişkenlik göstermektedir. Ulusal çıkar, caydırıcılık, karşılıklı bağımlılık ve norm gibi kavramlar da bu değişkenliğe tâbi olagelmiştir. Somut gerçeklik olarak düşünülmeyen fikirler gerçek-leşebiliyor, norm-alleşebiliyor. Küresel salgın gibi sorunlar ve teknolojik gelişmeler diplomasi gibi kadim kurumları bile dönüştürmekte. Küresel sorunların ele alımı ve çözümü için uluslararası işbirliği elzem; anlaşılabilmesi ve geliştirilebilmesi için sosyalleşme ve öğrenme süreçleri önemli görünüyor.
Siyasetlerin belirlenmesi ve uygulanmasında Uİ çalışanları dâhil bilgi üretim topluluklarının en azından teknik bilgi sunma veya yorumlama ile bir yerleri var. Bu yer daha ziyade iktidarları meşrulaştırmak olarak ortaya çıkıyor. Uİ’nin “Batı merkezli” iktidarı meşrulaştırdığı iddiasıyla “Batı-dışı” ülkelerdeki devlet davranışlarını “Batılı” teorilerle anlamaya çalışmamak öneriliyor. Bu çerçevede Uİ’nin isim değişikliğine varacak kadar yeniden tanımlanması da ifade ediliyor.
Sonuçta, insanların önlenebilir nedenlerle ölümleri (artarak?) devam ediyor. Uİ’nin de bu soruna çözüm üretmeye çalışan disiplinlerden biri olarak rolünü bizzat Uİ çalışanları azımsıyormuş gibi görünüyor.